7. sınıftayım. "İş Eğitimi" dersinde biri bayan öteki erkek olmak 2 tane hocamız var, sınıf 2 ye ayrılıyor bir grup okulumuzun bodrum katındaki İş Eğitimi atölyesine gidiyor diğer grup ise sınıfta kalıyor. Bayan öğretmenimizin adı Hülya'ydı sanırım güzel, fantastik,renkli gözlü bir bayandı el işlerinde de çok becerikliydi. Kızı vardı Eylül o da bizim okulda okuyordu. Erkek olan şerefsizin adını birazdan zikredeceğim. Neyse gelelim bizim olaya. Hocanın adı Behzat Şengöz'dü, okuldaki namı ateist diye yayılmıştı ne derece doğruydu bilemiyorum ama çocuk aklımızla ateistle satanisti ayıramadığımız için devamlı ondan korkardık, kedi kesen birisi diye köşe bucak kaçardık. Kaşlarını aldırırdı en dikkatimi çeken fiziksel özelliği oydu, bayanların ki gibi değil ama kaş boyunu kısalttırırdı, bir insanın enine ne kadar kaşı varsa bu elemanda onun yarısı kadar olurdu. Uzun boylu siyah saç siyah gözlü biriydi. Okulda hocalara lakap takma sevdasına ona da "Napolyon" diyorduk. Hayatımızda Napolyon'u ne kadar gördüysek sanki, hiç bir alakası ortak noktası yok Napolyon'la. Eleman da bizim kendisine Napolyon dememize bayağı kızardı, derste zaman zaman kimliğini gizleyen ve ses tonunu değiştiren bir vatandaş "Napolyooon!" diye bağırınca tüm sınıf kopar bunun üzerine eleman da "Kim ooo!" diye bağırır sınıfa fırçayı basardı.
Olay gününe gelelim. Cuma günüydü sanırım dersimiz Salı da olabilir. Dersin son yarım saatine falan gelmiştik zaten boş amaçsız bir ders olduğu için ilk dersin en fazla yarım saatinde bir şeyler işleyip sonra kendi halimize çekiliyorduk. Zilin çalmasına ve dersin bitmesine yarım saat falan kalmış ben arkalardayım yine en arkadayım hatta arkadaşlarla muhabbet ediyoruz, Yunus diye bir eleman var beni gaza getiriyor "Hadi bağır!" diye, ses volümüm zaten belli,yüksek çıkacak. O gazla "Napolyoooonn!" diye bağırdım sınıfın ortasında. Benim ki de salaklık aslında birilerine hoş görünmek,güldürmek için milleti, derste bağırılır mı ulan sınıf ne kadar gürültülü olursa olsun,hoca duyacak işte niye zorluyorsun.Eleman anladı tabi sesten benim bağırdığımı "Tahaa, gel bakayım buraya yavrum." dedi. Çok iyi hatırlıyorum ses Tahaa'dan yavrum kelimesine doğru yukardan aşağıya doğru indi, Tahaa ne kadar gaddar bir sesle çıktıysa,"Yavrum"kelimesi de bir annenin çocuğuna yavrum demesiyle aynı tondaydı yani o derece. Ben tabi durumu kurtarmaya çalışıyorum hocanın sicili belli dayağa yatkın, dayak atmayı seviyor. "Hocam mm,hh, ben yapmadım" falan demeye kalmadan kaderime razı olarak kendimi tahtada buldum. Elemanın ayağında sivri burun kunduralar vardı,o sıralar yeni yeni moda oluyordu bu "cellat" kunduralar. Beni aldı karşısına -tahtanın önündeyiz yüzüm sınıfa bakıyor- orospu çocuğu,o kunduranın sivri burunuyla benim bacağımdaki kemiğime bir vurdu,o acıyı direk beynimde hissettim bir de zayıf olduğum için kemik direk ortada kemiği savunacak bir et parçası falan da yok. Gözlerimden 2 damla yaş süzüldü o an, bacağımı tutarak sırama geçtim kolumu sıraya koyarak dersin sonuna kadar kafamı kaldırmadım. İçimden de elamana sövüyorum ama durmadan.
Sonra ki 1 hafta boyunca bacağımın morluğu geçmedi.O orospu çocuğunu,ibneyi,şerefsizi nerde görürsem ağzını burnunu dağıtacağım evet yapacağım bunu olayın üstünden nerdeyse 7 yıl geçti ama unutmadım hiç bir detayı unutmam da, yüzünü de tanırım yüz hafızam iyidir. Bana okul hayatımın dayağını attı gavat.
*Küfretmek baya güzelmiş ama rahatladım biraz.Ohh.