Murat'la akşam buluşup Kızılay'da gezdik.Saat 11e yaklaşırken ben "Hadi gidelim artık." dedim.Minibüs duraklarına doğru gittik.Minibüse binmedik,kapının önünde dışarda sohbet ediyorduk,minibüsün önünde şöforler oturmuş sohbet ediyolardı.Kulağıma "Sivas,Sivaslı" lafı çalındı.Şöforlere yaklaştım.O sırada 70 yaşını geçkin üstünde ince sayılabilecek bir kazak ve kazağın üstünde siyah yelek olan pantolonu baya eskimiş rengi solmuş kahverengi ayakkabıları ise yırtılmaya yakın bir dede geldi.Kelimelerin üstüne basa basa "Ben Sivas'ın Kangal İlçesinin Alacahan kazasının ... köyündeyim."dedi.Şöforlerden biri gel otur diyerek dedeye tabureyi verdi.Dedenin aklı yerindeydi bir sorun yoktu,tek sorun cebinde parası olmamasıydı.Dilencilik gibi bir durum da kesinlikle söz konusu değildi.Dede "Burası neresi,ben bilmiyorum." dedi,yine aynı yardımsever şöfor "Ankara burası dayı,Kızılay'ın göbee (göbeği) bilmiyor musun?" dedi.Dede elini başına sardı şaşkınlık ve üzüntü arası bir hali vardı.Şöforlerden biri "Karnın aç mı dayı?" dedi o da evet anlamında başını salladı.Bir tane şöfor gidip arabasından 5 lira alıp dedeye verdi."Şurda köfteci var köşede git orada karnını doyur."dedi.Dede Sivas'a gidecekti ama Aşti'ye nasıl gideceğini bilmiyordu.Yanında konuştukları minibüsü kastederek"Bu araba Sivas'a gider mi?" diye sordu.Şöforler "Yok dayı sen Aşti'ye gideceksin,ordan kalkıyor arabalar." dedi."Aştiye nasıl giderim?." (Aynı yardımsever şöfor) "Ben seni yakınında bırakırım ordan gidersin."Bir tane minibüs şöforu kolundan tutup yardım ederek dedeyi köfteciye götürdü.
Yardımsever şöfor bizim dolmuşun şöforu çıktı.Hafif kısa boylu kilolu 40 yaşını aşmış güzel yüzlü bir abiydi.Minibüs dolunca hareket etti.Birkaç metre gidip köşeyi dönünce durdu,köftecinin tam karşısındaydı ama aradaki minibüsler görmesini engelliyordu dedeyi.Pencereyi açıp "Orda yemek yiyen Sivaslı dayı var,onu çağırsana" diyip aradaki minibüs şöforune seslendi.Her "Sivas" lafı geçince sanki yüreğime bir hançer saplanıyordu,hemşehrime dedeme yardım etmek istiyordum.Birkaç dakika sonra minibüslerin arasından dede göründü.Ben yer vermek için ayağa kalktım o görmedi kapının yanında baya ufak pembe bir tabure var oraya çöktü.Hemen karşımda olan dedeyi daha yakından görüyordum,bitkindi,burnunun üstünde kan toplamış çizikler vardı.Hali içler acısıydı.Şöforle konuşmaya başladılar
Şöfor:
-Burda kimin kimsen yok mu dayı?
-Köyde kaynanam var.
-Kaynanayı ne yapacan bırak kaynanayı.
-Yemeğini yedin mi?
-Yok yahu acele ettim diye yiyemedim.Dede yemeğe gittikten sadece birkaç dakika sonra minibüs kalkmıştı,yiyememesi gayet normaldi.Ağlayacak durumdaydım boğazıma bir hıçkırık düğümlenmişti. Kim bilir kaç saattir açtı.
-Bu araba nereye gidiyor,diye sordu dede.
-Odtü'ye gidiyor Odtü'ye.
-Heh tamam işte orda ineyim ben.
-Odtü'de ne yapacaksın dayı ben seni otogarda indirecem işte.
-Allah Razı Olsun senden beni götürüyon Aşti'ye.Orası sıcaktır sabahaçe (sabaha kadar) orda kalırım.Param da yok cebimde.Otobüse binecektim param yok diye kimse almadı.(Beynime bir hançer)
-Cümlemizden razı olsun dayı,evet almazlar paran yoksa.
Milli Kütüphane'ye yaklaşmıştık.Şöfor çıkardı dedeye 5 lira daha verdi,yemek yersin dayı dedi.Dede tekrar şöfore rıza duası etti.Bahçeli'de minibüs doldu ayakta falan yolcu vardı.
Aşti kavşağına gelince şöfor:
-Sivaslı Dayı! diye seslendi.
-Buyur,dedi dede.Artık yüzünü göremiyordum ayaktakiler görüş açımı kapatmıştı.
-Burda ineceksin şurdan yürüyüp Aşti'ye gideceksin,dedi.
-Allah razı olsun yavrum.Artık param da var yemek de yerim.Öyle içten öyle samimi bir sesle söylemişti ki sesi mutlu olan küçük çocuklar gibi gelmişti kulaklara.
Son cümleye hitaben minibüste gülüşmeler oldu,başımdan aşağı kaynar sular dökülüyordu.Acıma ve alay karışımı bir durum vardı ortada.Lanet olsun ki "Dalga geçilecek bi durum yok gerizekalılar" diye bağıramadım.Dayı indi arabadan şöfor hareket etti.Gülüşmeler üzerine "Gariban yardım etmek lazım."dedi şöfor.
Çok utanıyorum.Dedeye çıkarıp bir 20 lira da ben verip,Bende Sivaslıyım dedem,nerden geldin nasıl geldin,niye geldin hemşehrim canım toprağım atam, diye soramadım.Al bu parayla karnını doyur Sivas'a git diyemedim.Derdine derman olamadım seyrettim onu sadece.Şöfor Sivaslı lafını her telaffuz ettiğinde ölüp ölüp diriliyordum.Sanki benim dedemdi karşıdaki bitkin o soğukta üstünde birkaç parça eşyası olan yaşlı.Azarlayamadım o minibüsteki öküzleri.(Dede gidip minibüsten inenler olunca o gülüşenlerden biri ön koltuğuma oturdu ve o benim arkadaşım!)
Minibüs artık bana zindan olmuştu zaten doluydu nefes alamıyordum başımı pencereye dayayıp sadece dedeyi düşünüyordum,halini durumunu düşünüyordum.Ona yardımcı olan şöfor abiyi düşündüm.O gece yatağa girene dek dedeyi düşündüm.Aşti'ye mi gitsem dedim saat 12,5'a yaklaşıyordu Ulus dolmuşları zaten akşam 6 dan sonra gelmiyordu,417 nin de saati geçmişti.Taksiye atlasam cebimde yanlızca 5 lira nakit vardı.Ankara-Sivas arabaları günde 2 kez kalkar biri 16:30'da diğeri 24:00'de.Tek avuntum dedenin 24:00 arabasıyla Sivas'a gitme şansıydı.
Ben eğer ki Allah kısmet eder de maddi durumum yerinde olursa yaşlılara,bakıma muhtaçlara,kimsesizlere,darda kalanlara yardım edeceğim.Bunu reklam olsun diye değil söz olsun gün gelip de ben bunları yazdım yerine getirmem lazım diye söylüyorum.
Allah o dedeye yardım etsin sağ salim Sivas'a gitsin de vatanında yurdunda daha iyi koşullar altında yaşasın kurda kuşa yem olmasın bu kocaman şehirde (Amin)
Boğazım düğümlendi ağlasam keşke.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder