Nasrettin Hoca ve Saz
Hoca Nasrettin bir gün eline bir saz almış.Tıngır mıngır ediyormuş hanımı sormuş "Ne yapıyon hoca? " demiş. Hoca "Saz çalıyorum." demiş.Hanımı tekrar " O saz çalanlar elini aşağı yukarı götürüyor sen bir yeri tuttun bırakmıyorsun. " demiş.Hoca " Onlar benim tuttuğum yeri arıyorlar." demiş. :)
(Aşık Veysel'in Dilinden)
Mesnevi'den bir hikaye
Hz. İsa Aleyhisselam bir dağa doğru kaçmaktaymış. Arkasından seslenmişler:- Ya İsa! Nereye kaçıyorsun? Sen ki, Allah'ın izni ile körlerin gözünü açarsın, hastaları iyleştirirsin, ölüleri diriltirsin. Seni böyle kaçıran şey nedir?İsa Aleyhisselam der ki:- Ahmağın birinden kaçıyorum. her derdin devası, her hastalığın çaresi vardır ama ahmaklığın çaresi yoktur.
17 Nisan 2010 Cumartesi
13 Nisan 2010 Salı
Aşk Denizi
Umutsuz bir aşk denizinde yanlızlığın küreğini çekiyorum
Ufukta masmavi sensizlik var
Altımdan gözyaşı balıkları geçiyor görüyorum
Hava kalbin kadar soğuk
Acı yağmuru bekliyorum
Aşka hasretim aşk içmek istiyorum
Eğilip içeyim diyorum
Boğazıma inmeden tükürüyorum
İhanetinin tuzu yüreğimi yakıyor
Ah Allah'ım neden kayboldum bu kadar
Niye akıl yıldızım bana doğru yönü gösteremiyor
Etrafa bakıyorum çok kalabalık ama
herkes yanlız
tanıdık yüz yok
herkes kendi derdine düşmüş
O da ne?
Uzaklardan bir sevda gemisi geçiyor
Avazım çıktığı kadar bağırıyorum
bağırıyorum
bir daha bağırıyorum
ayrılık o kadar acıtmış ki canımı
sesimi kimselere duyuramıyorum
bekliyorum
hayata dönmeyi bekliyorum
belki de hayatın bana dönmesini bekliyorum
Şubat 2009
Ufukta masmavi sensizlik var
Altımdan gözyaşı balıkları geçiyor görüyorum
Hava kalbin kadar soğuk
Acı yağmuru bekliyorum
Aşka hasretim aşk içmek istiyorum
Eğilip içeyim diyorum
Boğazıma inmeden tükürüyorum
İhanetinin tuzu yüreğimi yakıyor
Ah Allah'ım neden kayboldum bu kadar
Niye akıl yıldızım bana doğru yönü gösteremiyor
Etrafa bakıyorum çok kalabalık ama
herkes yanlız
tanıdık yüz yok
herkes kendi derdine düşmüş
O da ne?
Uzaklardan bir sevda gemisi geçiyor
Avazım çıktığı kadar bağırıyorum
bağırıyorum
bir daha bağırıyorum
ayrılık o kadar acıtmış ki canımı
sesimi kimselere duyuramıyorum
bekliyorum
hayata dönmeyi bekliyorum
belki de hayatın bana dönmesini bekliyorum
Şubat 2009
sevgiliden ayrıldıktan sonraki ilk gün
o sabahta bir yanlışlık vardı. kokusunda ya da tadında. her gün gibi değildi. daha hafifti sanki. belki hafif olan bendim. içimdeki boşluk büyümüştü,hafifliğim ondandı. o zaman hatırladım. yerine yenilerini koyamadığımız için bir yerlere terkettiklerimiz geçti aklımdan, o boşluklarda yankılandılar. sana yazabilecek şiirler yoktu kafamda,çok uzun zamandır yazamıyordum. ama çirkinliği de yakıştıramıyordum. ne zaman ellerini düşünsem ilk defa elini tuttuğum günü hatırlıyordum. öpüştüğümüz hiç bir yer yerinde durmuyor artık. o kadar mı eskitmişiz zamanı? sen, dün gittin. uzun zamandır yoktun.
ekşisözlük-by skadi
ekşisözlük-by skadi
4 Nisan 2010 Pazar
Sessiz Sinema
Yürüyorduk.Etrafta kimsecikler yoktu.Gelip geçen arabaların motor sesi gerçekten sinir bozucuydu.Aralıklarla öksürüyordu.Cümlelerini kesen öküsürükler içimi acıtıyordu.
Aklımdakini söylemek istiyordum artık.Bu kadar beklemiştim fazla bile beklemiştim.Hala sohbet ederek yürüyorduk.Tam söylemeye niyetleniyordum ki sonra vazgeçiyordum.Heyecan seviyem doruklardaydı kalbim yerinden çıkacak gibi atıyordu.Uzun ve düz bir yoldu.Arkama bakıyordum sık sık.Arabalar geliyordu,o araba geçsin söyleceğim;sözlerim motor sesinden duyulmaz zaten zorlukla ses çıkarabiliyorum heyecandan.O araba geçti,söyleyemedim.Şu araba geçsin tamam bu sefer kesin söyleyeceğim.I ıh yine olmadı.Şu üç tane far geçsin artık yeter söylemeyi geçtim bağıracağım.Yine yemedi.Şu binaları geçince kalbimi konuşturacağım.O binaları geçtik başka binalara yaklaşıyoruz.Tam kelimeler ağzımdan çıkacakken bir şey oluyordu,o anki muhabbeti yarıda kesmek doğru olmaz gibi geliyordu yine söyleyemiyordum.
Söyledim.
Her şey birden oldu.Ama nasıl söyledim bilmiyorum.Cümle kurma yetimi kaybetmiştim.Nereye ve ne yöne gittiğimizden habersiz sadece yere bakıyordum.Sesimin nasıl çıktığı konusunda en ufak bir fikrim yoktu.Çok nadir de olsa başımı çevirip ona bakıyordum.O da yere bakıyordu.Benim başımı çevirdiğimi farkedince bana bakıyor,ben bu durumda çok uzun süre kalamayıp,yine yerle temasa geçiyordum.Akılcı cümleler kurmaya çalışıyor olsam da motor çok uzun süre geçmeden tekliyor ve cümlenin sonunu getiremiyordu.Bir cümleyi "nokta nokta nokta" diye bitirdiğimi hatırlıyorum.Bulmaca gibi:buraya kadar ben kurdum cümleyi,burdan sonrası da sana ait ne koyarsan koy.Ama ikimiz için de uygun olan bir kelime grubu düşünmelisin.Acıtmayacak,duyguları tam anlamıyla sessiz sinema gibi ifade edecek.
Kararsızdı,bir süre suskun kaldı.Hala yürüyorduk yol rampaya dönünce nefesler biraz daha sıklaştı.Şaşırmıştı o da birşeyler söylemeye çalıştı ama belliydi yanlızca bende bir şeyler ters gitmiyordu.Kelimeleri yerine oturtmaya,doğru cümle kurmaya çalışıyordu.Duyguları ancak anlamlı ve etkileyici cümleler ifade edebilirdi çünkü.Yanlış anlaşılmaktan korkuyorduk.Bir dakika boyunca aralıklarla cevap verdi.Onu dinliyordum,rüzgarı dinliyordum,etrafı dinliyordum.Ama büyük çoğunlukla onu.Başımı döndürmeye hala cesaretim yoktu,kaldırım taşları yoktu taş yerine asfalt dökülmüştü asfalta bakıyordum.Cümlelerini bitirdi.Net bir şey söylememişti ama umut vardı.Gecenin kör karanlığı olmasına rağmen başımı kaldırınca ufukta Umut Güneşi vardı,uzaklarda bir tepede,yolları aydınlatan lambalarla iç içe geçmişti.Tepenin karanlığı,onu yer yer delen yol lambaları ve onların arasından sadece sevgilere,aşklara görünen güneş.
Arabalar daha sık geçiyordu ve motor sesleri iyice artmaya başlamıştı.Gecenin geç sayılabilecek bir saatinde bu kadar çok araba geçmesi beni şaşırtmıştı.Kimse konuşmuyordu.Sadece yürüyorduk hedefe doğru,kaldığımız evlere doğru.Gecenin ilk saatlerinde hava gayet güzel,ılık olmasına rağmen şu dakikalarda rüzgar çıkmış soğuk,gökyüzüne hakim olmaya başlamıştı.Hala yürüyorduk.Soğuk olduğunu söyledim o da onayladı.En azından bir şey söylüyordu.Ya sinirlenip hiç birşey söylemeseydi o gün ki gibi?Böylesi daha iyiydi kesinlikle.Evlere doğru yaklaşmaya başlamıştık.Durdurdum.Kararsızlık ne olacak,peki beklemeliydim.Kesin cevabını düşündükten sonra verecekti.Evet düşünmek iyiydi pat diye alelacele bir karar vermektense,ölçüp biçmek,doğruları,güzellikleri görmek daha makuldu.Tam dönüp gitmeden iyi geceler dileğinden hemen önce çok küçük bir zaman zarfında yüzüne sıcacık bir gülümseme yayıldı ve gitti.Ağaçların arasındaki yoldan karanlığa uzanmaya başladı.Gözden kaybolana dek arkasından baktım,hareketsizce.İçeri girdi ve yokoldu.
Aklımdakini söylemek istiyordum artık.Bu kadar beklemiştim fazla bile beklemiştim.Hala sohbet ederek yürüyorduk.Tam söylemeye niyetleniyordum ki sonra vazgeçiyordum.Heyecan seviyem doruklardaydı kalbim yerinden çıkacak gibi atıyordu.Uzun ve düz bir yoldu.Arkama bakıyordum sık sık.Arabalar geliyordu,o araba geçsin söyleceğim;sözlerim motor sesinden duyulmaz zaten zorlukla ses çıkarabiliyorum heyecandan.O araba geçti,söyleyemedim.Şu araba geçsin tamam bu sefer kesin söyleyeceğim.I ıh yine olmadı.Şu üç tane far geçsin artık yeter söylemeyi geçtim bağıracağım.Yine yemedi.Şu binaları geçince kalbimi konuşturacağım.O binaları geçtik başka binalara yaklaşıyoruz.Tam kelimeler ağzımdan çıkacakken bir şey oluyordu,o anki muhabbeti yarıda kesmek doğru olmaz gibi geliyordu yine söyleyemiyordum.
Söyledim.
Her şey birden oldu.Ama nasıl söyledim bilmiyorum.Cümle kurma yetimi kaybetmiştim.Nereye ve ne yöne gittiğimizden habersiz sadece yere bakıyordum.Sesimin nasıl çıktığı konusunda en ufak bir fikrim yoktu.Çok nadir de olsa başımı çevirip ona bakıyordum.O da yere bakıyordu.Benim başımı çevirdiğimi farkedince bana bakıyor,ben bu durumda çok uzun süre kalamayıp,yine yerle temasa geçiyordum.Akılcı cümleler kurmaya çalışıyor olsam da motor çok uzun süre geçmeden tekliyor ve cümlenin sonunu getiremiyordu.Bir cümleyi "nokta nokta nokta" diye bitirdiğimi hatırlıyorum.Bulmaca gibi:buraya kadar ben kurdum cümleyi,burdan sonrası da sana ait ne koyarsan koy.Ama ikimiz için de uygun olan bir kelime grubu düşünmelisin.Acıtmayacak,duyguları tam anlamıyla sessiz sinema gibi ifade edecek.
Kararsızdı,bir süre suskun kaldı.Hala yürüyorduk yol rampaya dönünce nefesler biraz daha sıklaştı.Şaşırmıştı o da birşeyler söylemeye çalıştı ama belliydi yanlızca bende bir şeyler ters gitmiyordu.Kelimeleri yerine oturtmaya,doğru cümle kurmaya çalışıyordu.Duyguları ancak anlamlı ve etkileyici cümleler ifade edebilirdi çünkü.Yanlış anlaşılmaktan korkuyorduk.Bir dakika boyunca aralıklarla cevap verdi.Onu dinliyordum,rüzgarı dinliyordum,etrafı dinliyordum.Ama büyük çoğunlukla onu.Başımı döndürmeye hala cesaretim yoktu,kaldırım taşları yoktu taş yerine asfalt dökülmüştü asfalta bakıyordum.Cümlelerini bitirdi.Net bir şey söylememişti ama umut vardı.Gecenin kör karanlığı olmasına rağmen başımı kaldırınca ufukta Umut Güneşi vardı,uzaklarda bir tepede,yolları aydınlatan lambalarla iç içe geçmişti.Tepenin karanlığı,onu yer yer delen yol lambaları ve onların arasından sadece sevgilere,aşklara görünen güneş.
Arabalar daha sık geçiyordu ve motor sesleri iyice artmaya başlamıştı.Gecenin geç sayılabilecek bir saatinde bu kadar çok araba geçmesi beni şaşırtmıştı.Kimse konuşmuyordu.Sadece yürüyorduk hedefe doğru,kaldığımız evlere doğru.Gecenin ilk saatlerinde hava gayet güzel,ılık olmasına rağmen şu dakikalarda rüzgar çıkmış soğuk,gökyüzüne hakim olmaya başlamıştı.Hala yürüyorduk.Soğuk olduğunu söyledim o da onayladı.En azından bir şey söylüyordu.Ya sinirlenip hiç birşey söylemeseydi o gün ki gibi?Böylesi daha iyiydi kesinlikle.Evlere doğru yaklaşmaya başlamıştık.Durdurdum.Kararsızlık ne olacak,peki beklemeliydim.Kesin cevabını düşündükten sonra verecekti.Evet düşünmek iyiydi pat diye alelacele bir karar vermektense,ölçüp biçmek,doğruları,güzellikleri görmek daha makuldu.Tam dönüp gitmeden iyi geceler dileğinden hemen önce çok küçük bir zaman zarfında yüzüne sıcacık bir gülümseme yayıldı ve gitti.Ağaçların arasındaki yoldan karanlığa uzanmaya başladı.Gözden kaybolana dek arkasından baktım,hareketsizce.İçeri girdi ve yokoldu.
1 Nisan 2010 Perşembe
Mersin Notları (Gezdim Gördüm)
Mersin'e gece gittiğim için giderken yolları göremedim.Ulusoy gerizekalı otobüs firması beni Tarsus'ta indirdi Mersin'e servisle geçtik baya yorucuydu benim için,otogarda dayım ve Çağatay beni karşıladı.
-Mersin'in yolları hiç iyi durumda değil yamalar,çukurlar,tümsekler... arabaların anası ağlıyor.
-Şehiriçindeki yolcu taşıyan otobüsler-otobüs denilmez aslında midibüs- eski model.Çoğunun önünde ve direksiyonunda Mercedes işareti olmasına rağmen gerçek markası Güleryüz (Bursa'da üretimi yapılan Türk Malı otobüs firması).Niye Mercedes işareti yapıştırmışlar orası da ayrı bir konu millet gerçeği görmüyor mu hem Türk Malı'nı niye saklama gereği duyuyorsunuz.Bir diğer büyük çoğunluğu da yine eski model Iveco'lar oluşturuyor konfor yok denebilir.Eski yeni bütün midibüslerin camında gideceği yerin yanı sıra kocaman harflerle KLİMALI yazısı var.Ama çoğunun kliması yok,yazın nasıl sıcak oluyorsa artık istisnasız bütün otobüsler müşteri çekebilmek için KLİMALI yazısını yazdırmışlar.Iveco'larda bırakın klimayı Allah bilir kalorifer bile yoktur.
-Şehirde gezerken binalardan en dikkat çekeni Metropol denilen bina.Alt kısımları iş yeri üst kısmı da otel olarak kullanılıyor.Tam 52 katlı.4.katında Akdeniz Kaymakamlığı var ben oraya kadar çıktım.
-Metropol'un hemen yanında Kuvayı Milliye isminde bir park var 2005 yılında hizmete açılmış.Tam bir rezillik yuvası.Gece gündüz ayırtetmeksizin açık genelev görevi görüyor.Ordaki banklara oturan kadınların ve erkeklerin amacı herkesçe biliniyor:"Hayat kadınlığı" [Bu tamlaya da uyuz olmuşumdur her zaman:Hayat sana ne yaptı ki vücudunu iffetsizce satıyorsun millete?Çok onurlu bir kelime gibi geliyor kulağa,hayat onun yıllarını almış ama bir o kadar da deneyim vermiş gibi,ama alakası yok.Hayat kadınlığı=Fahişelik.] Kadınların üstlerinden değil ama suratlarındaki nursuzluktan "meslekleri" anlaşılıyor erkeklerin de aynı şekilde hepsinin tipi kirlenmiş.Başörtülü kadınlar bile var rezillik.Parkta Sivil Polisler geziyor ama ne yapıyorlar orası soru işareti.Artık fişliyolar mı bu işi yapanları takip mi ediyorlar bilmiyorum.
-Akdeniz Belediyesi'nin Başkanı DTP'li Fazıl Türk.Ahmet Türk'ün akrabası.Bilboardlarda afişleri var çömelmiş bir kız çocuğuna çiçek veriyor,gülümseyen bir surat ifadesiyle.O çiçek C4 olmasın aman dikkat edin de.
-Sahil şeridi gerçekten güzel Mersin Merkez 15 km sahile sahip ve bayağı da güzelleştirilmiş.Galatasaray,Beşiktaş ve Fenerbahçe isminde birbirine yakın 3 tane park var.Bütün sahil yeşillendirilmiş,palmiyeler dikilmiş,banklar koyulmuş ve en önemlisi de Güzel Sanatlar öğrencilerinin yaptığı heykeller sergilenmiş.Gerçekten her biri el emeği .3 tekerlekli kocaman bisikletle olan fotoğrafım Facebook'ta var dileyen bakabilir.Denizi yer yer kirli,görünen kısmıyla bahsediyorum.Marina'da bazı yerler gördüm ki ekmekler,boş meyve suyu kapları,su şişeleri sanki bir bidon çöpü boşaltmışsınız gibi pislik bir görüntüsü vardı.
-Mersin'ın kızları Akdeniz İkliminden nasibini almış çok çok güzel bayanlar var Allah hepsini sevdiklerine bağışlasın.Yemeyi çok seviyolar sanırım basenler şişmiş büyük çoğunluğunda.Hayatımdaki en güzel bayanı da Mersin'de gördüm bir daha da onun kadar güzel göremem biliyorum.Boyu benim boyuma yakın,24-25 yaşlarında,esmer,saçları beline dek uzanan simsiyah,yüz hatları olabildiğince güzel,kahverengi gözlü,şık giyimli,kulağında yüzük büyüklüğünde kalın küpeleri olan biriydi.(Nasıl süzmüşsem bütün detayları verdim haa,amaa çok güzeldi bee)
-Yemekler konusunda baya meşhur yemekleri var bu sıcak iklimin.Özellikle Tantuni.Yedim ama pek hoşuma gitmedi.Aşırı yağlı ve kullanılan et koyun eti.Sivas'ta ve yaşadığım yerlerde Dana Eti çok kullanıldığı için koyun etine aşina olmayan biriyim.Yağlı ve cıvık-etin sertini severim- olması beni sevdirmedi.Cezerye var sonra tatlı olarak.Havuç,toz şeker ve hindistan cevizinden yapılıyor.Arapça Cezer=Havuç'tan türemiş.İlk yediğimde pek hoşuma gitmemişti ama sonra sonra baya sardı.Ciğerci Bahattin baya ünlü ama ciğer sevmediğim için gitmedim maalesef.Künefe'yi de burda baya güzel yapıyorlar.Özkaymak diye bi yerde yedim çok çok lezzetliydi gerek sıcacık olması gerek eriyip sünen peyniri muazzamdı.
-Mersin'de havalar bu sıra pek dengesiz.Sabah bakıyorsunuz günlük güneşlik.Akşama doğru sahilde otururken başınızın üstünü kara bulutlar sarıyor,rüzgar olabildiğince deli esiyor.
-PKK ile ilgili olaylar genellikle Çay ve Çilek Mahallelerinde oluyormuş.Çay Mahallesini giderken yol üstünde gördüm şehirden soyutlanmış resmen,dışarda pek muntazam olmayan bir mahalle.Kürtlerin çoğunlukla ikamet ettiği bir mahalleymiş,polis giremiyormuş (!) diyor orda yaşayanlar.Ne demek ya istese girer yani bu kadar abartmaya gerek yok,TC sınırları içinde TC polisinin giremediği bir yer olamaz.Seve seve değil,...
-Kozmopolit'in tanımı ancak burada yapılır.72 millet yaşıyor dediler doğrudur.Çarşıya çıktığınızda değişik değişik insanlar görüyorsunuz.Şalvar giyenler genelde Arap oluyorlarmış.Türkler,Kürtler,Aleviler bir sürü farklı milletten insan var.Araplar -benim gördüklerim kadarıyla,bindiğim bir otobüsün şöforu Araptı yakınındaydım diğer bir Arap abisiyle sohbet ediyordu- kendilerini geliştirmişler konuşmaları çok da şiveli değil.Güncel konular hakkında mantıklı,tartışma ortamı içinde konuşuyorlar.
-Kaçakçılığın çok olduğunu söylediler görmediğim için yorum yapmıyorum.Ama çay konusunda biz Seylan çay diyoruz onlar Kaçak çay diyorlar.Bazı tiryakiler var ki Çaykur'un çayını içemiyorlar,Kaçak çay onlar için olmazsa olmaz.Bende içtim,güzel yani çok değişik bir tarafı yok Rize Çayından güzel tadı.
-Mersin'de tarım iklimden dolayı gerçekten gelişmiş.Tarsus'tan gelirken birsürü sera tarzı tarla gördüm üstleri tülbent gibi beyaz birşeyle kapatılmış.İnsanlar Portakal Limon gibi şeyleri çarşıdan pazardan almıyorlar gidip bahçelerden elleriyle topluyorlarmış.
To conclude,Mersin güzel şehir.Yazın aşırı sıcak oluyormuş ama bir de yazın görmek isterim ben,öte yandan Mart Nisan orayı gezmek için ideal aylar sıcaklık yönünde.Kızları güzel,yemekleri ünlü :) Ah bir de şu bahsettiğim rezil olaylar yaşanmasa...
-Mersin'in yolları hiç iyi durumda değil yamalar,çukurlar,tümsekler... arabaların anası ağlıyor.
-Şehiriçindeki yolcu taşıyan otobüsler-otobüs denilmez aslında midibüs- eski model.Çoğunun önünde ve direksiyonunda Mercedes işareti olmasına rağmen gerçek markası Güleryüz (Bursa'da üretimi yapılan Türk Malı otobüs firması).Niye Mercedes işareti yapıştırmışlar orası da ayrı bir konu millet gerçeği görmüyor mu hem Türk Malı'nı niye saklama gereği duyuyorsunuz.Bir diğer büyük çoğunluğu da yine eski model Iveco'lar oluşturuyor konfor yok denebilir.Eski yeni bütün midibüslerin camında gideceği yerin yanı sıra kocaman harflerle KLİMALI yazısı var.Ama çoğunun kliması yok,yazın nasıl sıcak oluyorsa artık istisnasız bütün otobüsler müşteri çekebilmek için KLİMALI yazısını yazdırmışlar.Iveco'larda bırakın klimayı Allah bilir kalorifer bile yoktur.
-Şehirde gezerken binalardan en dikkat çekeni Metropol denilen bina.Alt kısımları iş yeri üst kısmı da otel olarak kullanılıyor.Tam 52 katlı.4.katında Akdeniz Kaymakamlığı var ben oraya kadar çıktım.
-Metropol'un hemen yanında Kuvayı Milliye isminde bir park var 2005 yılında hizmete açılmış.Tam bir rezillik yuvası.Gece gündüz ayırtetmeksizin açık genelev görevi görüyor.Ordaki banklara oturan kadınların ve erkeklerin amacı herkesçe biliniyor:"Hayat kadınlığı" [Bu tamlaya da uyuz olmuşumdur her zaman:Hayat sana ne yaptı ki vücudunu iffetsizce satıyorsun millete?Çok onurlu bir kelime gibi geliyor kulağa,hayat onun yıllarını almış ama bir o kadar da deneyim vermiş gibi,ama alakası yok.Hayat kadınlığı=Fahişelik.] Kadınların üstlerinden değil ama suratlarındaki nursuzluktan "meslekleri" anlaşılıyor erkeklerin de aynı şekilde hepsinin tipi kirlenmiş.Başörtülü kadınlar bile var rezillik.Parkta Sivil Polisler geziyor ama ne yapıyorlar orası soru işareti.Artık fişliyolar mı bu işi yapanları takip mi ediyorlar bilmiyorum.
-Akdeniz Belediyesi'nin Başkanı DTP'li Fazıl Türk.Ahmet Türk'ün akrabası.Bilboardlarda afişleri var çömelmiş bir kız çocuğuna çiçek veriyor,gülümseyen bir surat ifadesiyle.O çiçek C4 olmasın aman dikkat edin de.
-Sahil şeridi gerçekten güzel Mersin Merkez 15 km sahile sahip ve bayağı da güzelleştirilmiş.Galatasaray,Beşiktaş ve Fenerbahçe isminde birbirine yakın 3 tane park var.Bütün sahil yeşillendirilmiş,palmiyeler dikilmiş,banklar koyulmuş ve en önemlisi de Güzel Sanatlar öğrencilerinin yaptığı heykeller sergilenmiş.Gerçekten her biri el emeği .3 tekerlekli kocaman bisikletle olan fotoğrafım Facebook'ta var dileyen bakabilir.Denizi yer yer kirli,görünen kısmıyla bahsediyorum.Marina'da bazı yerler gördüm ki ekmekler,boş meyve suyu kapları,su şişeleri sanki bir bidon çöpü boşaltmışsınız gibi pislik bir görüntüsü vardı.
-Mersin'ın kızları Akdeniz İkliminden nasibini almış çok çok güzel bayanlar var Allah hepsini sevdiklerine bağışlasın.Yemeyi çok seviyolar sanırım basenler şişmiş büyük çoğunluğunda.Hayatımdaki en güzel bayanı da Mersin'de gördüm bir daha da onun kadar güzel göremem biliyorum.Boyu benim boyuma yakın,24-25 yaşlarında,esmer,saçları beline dek uzanan simsiyah,yüz hatları olabildiğince güzel,kahverengi gözlü,şık giyimli,kulağında yüzük büyüklüğünde kalın küpeleri olan biriydi.(Nasıl süzmüşsem bütün detayları verdim haa,amaa çok güzeldi bee)
-Yemekler konusunda baya meşhur yemekleri var bu sıcak iklimin.Özellikle Tantuni.Yedim ama pek hoşuma gitmedi.Aşırı yağlı ve kullanılan et koyun eti.Sivas'ta ve yaşadığım yerlerde Dana Eti çok kullanıldığı için koyun etine aşina olmayan biriyim.Yağlı ve cıvık-etin sertini severim- olması beni sevdirmedi.Cezerye var sonra tatlı olarak.Havuç,toz şeker ve hindistan cevizinden yapılıyor.Arapça Cezer=Havuç'tan türemiş.İlk yediğimde pek hoşuma gitmemişti ama sonra sonra baya sardı.Ciğerci Bahattin baya ünlü ama ciğer sevmediğim için gitmedim maalesef.Künefe'yi de burda baya güzel yapıyorlar.Özkaymak diye bi yerde yedim çok çok lezzetliydi gerek sıcacık olması gerek eriyip sünen peyniri muazzamdı.
-Mersin'de havalar bu sıra pek dengesiz.Sabah bakıyorsunuz günlük güneşlik.Akşama doğru sahilde otururken başınızın üstünü kara bulutlar sarıyor,rüzgar olabildiğince deli esiyor.
-PKK ile ilgili olaylar genellikle Çay ve Çilek Mahallelerinde oluyormuş.Çay Mahallesini giderken yol üstünde gördüm şehirden soyutlanmış resmen,dışarda pek muntazam olmayan bir mahalle.Kürtlerin çoğunlukla ikamet ettiği bir mahalleymiş,polis giremiyormuş (!) diyor orda yaşayanlar.Ne demek ya istese girer yani bu kadar abartmaya gerek yok,TC sınırları içinde TC polisinin giremediği bir yer olamaz.Seve seve değil,...
-Kozmopolit'in tanımı ancak burada yapılır.72 millet yaşıyor dediler doğrudur.Çarşıya çıktığınızda değişik değişik insanlar görüyorsunuz.Şalvar giyenler genelde Arap oluyorlarmış.Türkler,Kürtler,Aleviler bir sürü farklı milletten insan var.Araplar -benim gördüklerim kadarıyla,bindiğim bir otobüsün şöforu Araptı yakınındaydım diğer bir Arap abisiyle sohbet ediyordu- kendilerini geliştirmişler konuşmaları çok da şiveli değil.Güncel konular hakkında mantıklı,tartışma ortamı içinde konuşuyorlar.
-Kaçakçılığın çok olduğunu söylediler görmediğim için yorum yapmıyorum.Ama çay konusunda biz Seylan çay diyoruz onlar Kaçak çay diyorlar.Bazı tiryakiler var ki Çaykur'un çayını içemiyorlar,Kaçak çay onlar için olmazsa olmaz.Bende içtim,güzel yani çok değişik bir tarafı yok Rize Çayından güzel tadı.
-Mersin'de tarım iklimden dolayı gerçekten gelişmiş.Tarsus'tan gelirken birsürü sera tarzı tarla gördüm üstleri tülbent gibi beyaz birşeyle kapatılmış.İnsanlar Portakal Limon gibi şeyleri çarşıdan pazardan almıyorlar gidip bahçelerden elleriyle topluyorlarmış.
To conclude,Mersin güzel şehir.Yazın aşırı sıcak oluyormuş ama bir de yazın görmek isterim ben,öte yandan Mart Nisan orayı gezmek için ideal aylar sıcaklık yönünde.Kızları güzel,yemekleri ünlü :) Ah bir de şu bahsettiğim rezil olaylar yaşanmasa...
Kaydol:
Yorumlar (Atom)