3 Mayıs 2011 Salı

Önyargı

Çocukken babam çoğu kez haber ve Trt 4'ü izlerdi. Günde 2-3 kanaldan ayrı haber seyretmeyi hala da çok sever. Trt 4 eskisi kadar izlemiyor. Önceden ona çok kızardım televizyonda "salak salak" türküler dinlerdi, kumandayı kapıp başka kanala geçmek için can atardım, çizgi film izlemek isterdim. Veya haber seyrederdi akşam 6'da bi başlardı saat 9-9:30'a kadar evde bir televizyon olduğu için mecburen yine kumanda savaşı başlardı. "E yeter daha 3 saattir haber izliyorsun baba!" Ben kesinlikle bunları izlemeyeceğim derdim küçük aklımla veya ön yargılarımla. Şimdi haber izlemeyi çok seven türkülerden de malumunuz üzere inanılmaz derecede zevk alan biriyim. Trt Müzik'teki Türkü programlarını telefonuma hatırlatma koyup izliyorum, günün en az 1 saati mp3 kulağımda türkü dinliyorum olmadı youtube'dan türkü klipleri izliyorum veya google'dan türkü hikayelerini,kahramanlarını araştırıyorum vs vs. Elde var 1
İkinci olarak ben çok aşırı ön yargılı biriyimdir, ilk intiba benim için çok önemlidir hemen kafamda senaryolar kurup onları uygularım. Bu durum burcumdan mı kaynaklanıyor (Oğlak) bilmiyorum. Çok kere yanıldığımı gördüm. "Ulan bu ne tip yaa!" dediğim elemanlar günü geldi benim en yakın arkadaşım dert ortağım oldular. Böyle durumlara maruz kalmamak için genelde okulun ilk derslerine -tanışma- gitmem. Herkes "uyuz uyuz" konuşur önyargılarım tavan yapar diye. Kötü bi özellik biliyorum farkındayım çoğu kez de yanlışını deneyimledim.
Sonuca geliyorum erken karar vermek yanlışmış.Bazı durumlar için babanın yaşında gelmek lazımmış. Önyargı kötü birşeymiş. Herkesi tanıdıkça yargılamak gerekiyormuş.

22 Nisan 2011 Cuma

Halk Oyunları Gecesi ve Özeleştiri

İnanılmaz bir geceydi. Gerçekte bu kadarını beklemiyordum. Sırf çıkıp halk oyunu oynasalar çok aşırı sıkılırdım, ama öyle olmadı hikayeli konulu çok güzel organize edilmiş güzel bir "Türkiye" örneğiydi. Kırklareli'nden Artvin'e,Artvin'den Hakkari'ye,Hakkari'den Aydın'a,Aydın'dan Ankara'ya. Aydın'ın hikayesinde ağladım. Zeybek'lere inanılmaz kanım ısındı seneye Ege'den bir bölgede oynamak istiyorum kısmetse. Bütün arkadaşları emekleri adına kutluyorum. Sadece oynayanları mı peki, tabi ki hayır. Çalıştıran hocalar sahnedeki emeğin daha fazlasını sarfetmişlerdir eminim. Orkestra,ses sistemi falan her şey çok çok güzeldi. Orkestradan kimseyi tanımıyorum dışardan gelmişler herhalde, işlerini layıkıyla yaptılar. Ses sistemi falan 10 numaraydı. Kocaman spor salonunda bu ses sistemini ayarlamak gerçekten tebrik edilesi.
Gelelim özeleştirime. Sahneye ilk çıkanlar Seymenler'di. Onları sahnenin arkasında görünce içim cızz etti. Hele Karaşar Zeybeği'nin o inanılmaz müziği çalmaya başlayıp "Goçlaaar" sesini duyunca tüylerim diken diken oldu. Sahnede oynayanlardan biri ben olabilirdim. Yüzlerce seyircinin karşısında bende göğsümü gere gere Ankara Zeybeği oynayabilirdim. Ama olmadı, sene başında başladım Şubat tatiline kadar devam ettim ama tatil dönüşü bırakmak zorunda kaldım. Niye mi bıraktım?
Çarşamba günleri Trt'de solfej dersim, cumartesi ve pazar günü yine Trt'de koro çalışmam, pazar günleri sabit cumartesileri 2 haftada 1 olmak üzere bağlama kursum var! Dünyada 1 tane Ahmet Taha Yekeler var, başka gezegenlerde ve galaksilerde var mı bilmiyorum ama çok ağır geliyordu arkadaş napıyım! "Yeter ulan hiç bi yere gitmiyorum bi haftasonu da yurtta yatacam paso!" diye figan-ı isyan ettiğim zamanlar çok oldu.
Bu gece Ankara'da oynayamadığım için üzüldüm. Ama onun dışında asosyal, odun gibi yaşayan biri değilim. Tek aktivitem Ankara olsaydı cidden devam ederdim bugün belki bende oynayabilirdim.
Bende müzikle ilgileniyorum, koro çalışmalarımız devam ediyor. 26 Şubat'ta konser verdik 22 Mayıs'ta senenin ikinci konserini vereceğiz. 2011 yılına 2 konser sığdıracağım hatta sene sonuna bir konser daha sığdırabilirsem 3 olacak, hocalarım arzu ederlerse tabi. Trt gibi bir kurumda veriyoruz konserlerimizi, küçümsenecek bir yer değil. Ha nolacak, konserlerimiz bu kadar dolu dolu geçmeyecek belki halk oyunları, tiyatral oyunlar, hikayeler olmayacak. Seyircilerimiz de bugün ki kadar eğlenmeyebilirler. Hiç umrumda değil. O sahneye çıkıp, o kalbin güm güm atması ışıkların sana ve koroya dönmesi. Şefin işareti verip sazların gümbür gümbür türküleri çalması, onca emekten sonra türküleri seyircinin karşısında hakkıyla icra etmek,konserden sonra hocaların yüzünde o başarmışlık ifadesini görmek,arkadaşlarının kulise gelip seni tebrik etmeleri. Her şey o kadar güzel ki! Egomu o kadar güzel tatmin ediyorum ki!
Bu yazıyı sırf egomu tatmin etmek için yazdım şimdi düşündüm de. Asosyalin, odunun biri olmadığımı kendime göstermek için yazdım. Halk Oyunları Gecesi beni gaza getirdi herhalde. Yanlış anlaşılmasın Thbt'ye ve Halk Oyunları Gecesine en ufak bir eleştirim yok.

12 Ocak 2011 Çarşamba

Kıvırcık Ali

Beni en çok ölümler sarsıyor bunu anladım.Ahiret yaşamına inansam bile bu dünyadan gitmek artık,bu dünyada olmamak gerçekten akıl alır gibi değil.Her ölüm bir yarım kalıştır aslında.İnsanların yapacak daha çok şeyi vardır,ama yarım kalır,zaman olmaz.Ağaçların ilkbaharda çiçek açıp,sonbaharda yaprak dökmesi gibi insan da doğduğu gibi ölür.Allah hepimize acısız ölümler nasip eylesin.
Kıvırcık Ali öldü bugün yani ayın 11inde,11 Ocak. Kendisinin öyle çok çok hayranı değilimdir,2-3 şarkısını biliyorum sadece.Gülüm ve Isırgan Otu en çok duyduğum şarkıları.Bugün sabah facebook'ta gördüm ölüm haberini."Yiğidolar" sayfasının hayranı olduğum için ordan gelen iletileri de görebiliyorum, "Sabaha karşı trafik kazasında hayatını kaybeden sevilen Türkücümüz Kıvırcık Ali'ye Allahtan Rahmet Kederli Ailesine Sabır dileriz." gördüğüm an inanamadım,milliyete girip bakayım derken acı gerçeği öğrendim.Üzüldüm ya ne diyebilirim ki çok yakından tanımasam da genç yaşta öldüğü için üzüldüm.Sonra 2 çocuğu olduğunu öğrendim acı...Akşama karşı kaza yaptığı arabanın görüntüleri internete düştü,araba haşat,görgü tanığı Kıvırcık Ali'yi dürttüğünü ama ses vermediğini söylüyor,kaza yerinde ölmüş demek ki yapacak çok da bir şey kalmamış.Az önce de cenazesinin cemevine getirilişini izledim,bir bayan ağlayan gözlerle "Gardaş,gardaaş" diye ağıt yakıyordu.Şakir Dedem'in cenazesi geldi aklıma Nuriye anneannem de aynen böyle haykırmıştı Tecer'e doğru,acı acı.Gözlerim doldu.Demek ki ölenler farklı olsa bile yakınları tarafından hissedilen acı yaklaşık olarak aynı..

9 Ocak 2011 Pazar

What will happen when Turkey goes into European Union?

The European union is consisted from 27 European countries which have common interests on politics and economics. Turkey's candidacy to join the European Union was made April 14, 1987. Turkey has been an associate member of the European Union (EU) and its predecessors since 1963. Negotiations began October 3, 2005.The membership bid has become a major controversy of the ongoing enlargement of the European Union.What will happen when Turkey goes into European Union? The membership of Turkey to EU will affect Turkey’s economy and politics in a bad way drastically.
To begin with,the economy of Turkey will be affected badly by the EU membership.As a developing country Turkey will become more dependent on other other EU countries economically. Turkey’s region power is very important and also the world is affected by both of its regional power and economical power. According to contract signed among EU countries, member states can deal with free trade among whole EU countries,without Visa.If Turkey turns into free trade place it will also turn into an open market.This situation lead to more import and less export in Turkey and its results can be really bad such as wide budged gap.At the same time,because EU is using Euro,Turkish Lira will lose its worth. In the following years 1 TL may be equal to 5 £.The another important point is Turkey’s richful resources. EU countries will want to exploit Turkey’s rich resources. Turkey has a very large and diverse mineral deposits. Copper, gold, iron lead, mercury, silver, tin, baron and other metals have been mined since ancient times.Same way,Turkey is one of the few countries in the world that is self-sufficient in terms of food. Fertile soil of the country, access to sufficient water, climate, and farmers who work hard, all make for a thriving agricultural sector. In addition, a wide range of crops can be raised because of the variety of different climates across the country. EU countries,naturally, will want to exploit this resources under the mask of free trade,with export from Turkey low price to use their army and factories.
The second element is Turkey’s political stability.Turkey is home to very different ethnic identities,religions and sects etc. This multiplicity has been living together in same homeland brotherly and peacefully for centuries.Kurds,Arabs,Zazas and Circassians are prominent minorities. EU wants Turkey to make more reforms for minorities and these reforms which contain demands making autonomy possible. If Turkey goes into EU,these demands may cause bad results which lead to independence of minorities in the coming years.These reforms which EU wants especially for the Kurds can affect the other minorities so they will want their own rights for independence. In this sense,EU can be the most important step to danger of dichotomy for Turkey. In other words as Turkey is expecting a positive result it can face with a negative one. Another important point is the sensibilities of Turkey in the matter of foreign policy. In World War I,after Armenians slaughtered Turkish citizens in the eastern and southeastern,Ottoman Empire made them immigrate to the southern and eastern regions. Armenian lobby use this incident against Turkey.EU criteria demand for legitimising of Armenian incident. If Turkey acknowledge this incident to going into EU,it will have captulated to significantly its stability. Turks who live in Cyprus faced with injustice and cruelty before 1974.In 1974 Turkey landed troops to the island using its right to guarentee and Turkish Republic of Cyprus was founded. South Cyprus has got in EU in recent years.EU wants Turkey to open its ports to South Cyprus and in return of this demand,Turkey wants legitimising of Turkish Republic of Cyprus. If Turkey goes into EU it has to acknowledge South Cyprus and this leads to bad results such as suit for damages. Another issue which EU stipulates is uniting of South and North. In this case the island will slide into the chaos which occured before 1974.So this will damage the stability of Turkey.
All in all,EU membership of Turkey will not lead to good result,on the contrary EU will damage to Turkey in economical and political area.Without the Visa,Turkey’s more import and less export result in economic bottleneck.Also,mine,boron and rich agricultural products are Turkey’s very important resources.EU may want,even exploit, this richness extremely to use their industrial output and improvement of military. People know that boron carbide is used for inner plates of ballistic vests. Likewise,political stability of Turkey will suffer this membership.Imposition of reform about minorities,imposition of opening Turkey’s ports to South Cyprus and,imposition of acknowledging Armenian issues will cause bad results for Turkey.


Ahmet Taha YEKELER

23 Aralık 2010 Perşembe

Başörtüsü Üzerine

Üniversitelerde başörtüsü serbestisi uzuun zamandır süregelen bir tartışma konusu keza başörtüsünün İslam'da yeri olup olmadığı Kur'an'da böyle bir ibarenin,emrin yokluğu konusu da sürekli söyleniyor.Başörtüsü takanları gerici diye niteleyenler var onları çağ dışı olmakla suçlayan hatta daha da ileri gidip olayı mantık,körlük,at gözlüğü takmak gibi hakarete varan söylemlere getirenler de yok değil.
Öncelikle olayın Dini yönünü açıklığa kavuşturmak istiyorum.İlahiyat okumadım,bilip bilmeyenler gibi fetva verecek pozisyonda da değilim.Onun için İslam Hukuku Profesörü Sn.Hayrettin Karaman'dan alıntı yapıyorum.Bu işi akademik yönüyle incelemiş bir Profesör'e karşı gelerek onun yazdıkları yanlış diyen varsa beri gelsin.

...Ortaya attıkları yeni iddia -daha doğrusu yeniden ısıtıp sofraya getirdikleri temcit pilavı- "başörtüsünün Kur'ân'da bulunmadığı, başın ve saçın açılmasında dinî bir sakınca olmadığı" hükmüdür. Halbuki biraz Arapça bilenler, Nur sûresinin ilgili ayetinde (24/29) geçen "hımâr" (çoğulu humûr) kelimesinin "başörtüsü ve baş dahil vücudun üst kısmını kapatan örtü" mânasına geldiğini bilirler. Bu âyet gelmeden önce başlarındaki örtünün öndeki iki ucunu omuzlarından arkaya atan, boyunlarını ve gerdanlarını açıkta bırakan kadınlara "böyle yapmayın, bu iki ucu göğsünüzün (elbisenizin yakasının, gerdanınızın) üzerinden bağlayın" emrinin verildiğini de bilirler. Hadis okuyanlar, bu âyet gelince mescitte bulunan Ensar kadınlarının -ilâhî emri geciktirmeden yerine getirmek üzere- etekliklerini yırtarak başlarını, boyun ve gerdanlarını bununla bağladıklarını; keza Hz. Peygamber'in (s.a.) "Ergenlik çağına gelmiş bir kadın başörtüsü giymedikçe Allah onun namazını kabul etmez" buyurduğunu da bilirler. Bunları bilmeyenlerin fetva verme hakları yoktur. Bilip de bilmezden gelenlerin, güneşi nefsânî balçıklarıyla sıvamaya kalkışanların ise hesap günü gelip çatmadan akıllarını başlarına almaları gerekir... (Bu bana yetmedi diyen varsa lütfen yazının tamamını okusun Başörtüsü Kur'an'da Vardır-Hayrettin Karaman

Olayın çağdışılık(!) kısmına bakalım.Neye göre çağdaşsınız siz,soyunan insan çağdaş mı oluyor.Çağdaşlık kavramını neye göre yorumluyoruz?İslam dini öyle bir dindir ki bütün zamanlara paralel olacak şekilde kendini ayarlamıştır."1400 yıl ki olayı ben şimdi niye uygulayayım ki canım,o zamanlar öyleydi bu zaman böyle çağ değişti azizim biraz bu çağa ayak uydurun yav"O zaman zina vardı da şimdi yok mu canım kardeşim,insanların şehvet duygusu 1400 yıl önce birden bire kayıp mı oldu?"Canım ben onun saçından tahrik mi oluyorum,iyice abaza yaptı bu İslam beni haa!"Kimse kimsenin ne giydiğine karışamaz.Ar,namus meselesidir.O bayan ar duygusunu korumak,vicdanı rahat bir şekilde yaşamak için inandığı dinin gereklerini yerine getiriyor kimse ona en ufak bir söz söyleyemez.Başörtüsü takanı gerici diye nitelemek de bir o kadar aptallıktır.Bu ülkede vatanına milletine hizmet etmek isteyen nice zehir gibi beyinler var ki on yıllardan beri üniversite kapılarından dönüyorlar,ilim öğrenmeleri bilim yapmaları bir parça kumaş nedeniyle engelleniyor.Reva mı yani adam gibi cevap verin.Arını,namusunu kaybetmişler üniversite kampüslerinde cirit atarken,orda burda yiyişmekten çekinmeyenler.

"Türban yasak olmalı bu yüzden kadın hakları için,özgürlük için yasak olmalı !
" E onun özgürlüğü belki de üniversitede bilim yapmak istiyor ve bu özgürlük kimsenin alanını kısıtlamıyor.Sen özgürlükle bilim kelimelerini aynı cümlede kullandığın an tezata düştün zaten.Türbanı siyasal anlama çekenler var

16 Kasım 2010 Salı

Zor et Zor et!

Bizim oralarda çok anlatılan bir hikayedir paylaşmak istiyorum :)

Köyde bilirsiniz yazın harman zamanı insanlar damlarda, harmanda yatar, hem hava sıcaktır, hem de biçilen buğday arpanın harmanı yapılırken köyün yumurta hırsızı çoçuklarından ve çerçiyle takas için çalan haşarı gençlerinden ve başıboş yayılan hayvanlardan ve kuşlardan korunmak için genelde çatıda yatılır, yine bir gece Şemelek Mehmet Amca sermiş yün döşeği dama yatıyor, gece gençler usulca kaldırmışlar yatağı , çekmişler harman yolunun ortasına usulca uyandırmadan, sabaha karşı sapı yükleyip tarladan köye dönen traktör bakmış yolda bir yatak inanamıyor , ama anlıyor tabi bir hinlik var, basıyor kornaya, Mehmet Amca aldırmıyor ama traktör dayanmış yatağın ucuna basıyor kornaya bizim Mehmet Amca sinirleniyor tabi uyku bölünmüş dön oyana dön buyana korna devam ediyor, Şemelek Mehmet Amca söyleniyor kendi kendine ZOR ET GAVAT DAMA ÇIHACAAN ....

Zor edip dama çıkmak isteyenlere...

14 Kasım 2010 Pazar

Ortaokulda Yediğim Unutulmaz Dayak

7. sınıftayım. "İş Eğitimi" dersinde biri bayan öteki erkek olmak 2 tane hocamız var, sınıf 2 ye ayrılıyor bir grup okulumuzun bodrum katındaki İş Eğitimi atölyesine gidiyor diğer grup ise sınıfta kalıyor. Bayan öğretmenimizin adı Hülya'ydı sanırım güzel, fantastik,renkli gözlü bir bayandı el işlerinde de çok becerikliydi. Kızı vardı Eylül o da bizim okulda okuyordu. Erkek olan şerefsizin adını birazdan zikredeceğim. Neyse gelelim bizim olaya. Hocanın adı Behzat Şengöz'dü, okuldaki namı ateist diye yayılmıştı ne derece doğruydu bilemiyorum ama çocuk aklımızla ateistle satanisti ayıramadığımız için devamlı ondan korkardık, kedi kesen birisi diye köşe bucak kaçardık. Kaşlarını aldırırdı en dikkatimi çeken fiziksel özelliği oydu, bayanların ki gibi değil ama kaş boyunu kısalttırırdı, bir insanın enine ne kadar kaşı varsa bu elemanda onun yarısı kadar olurdu. Uzun boylu siyah saç siyah gözlü biriydi. Okulda hocalara lakap takma sevdasına ona da "Napolyon" diyorduk. Hayatımızda Napolyon'u ne kadar gördüysek sanki, hiç bir alakası ortak noktası yok Napolyon'la. Eleman da bizim kendisine Napolyon dememize bayağı kızardı, derste zaman zaman kimliğini gizleyen ve ses tonunu değiştiren bir vatandaş "Napolyooon!" diye bağırınca tüm sınıf kopar bunun üzerine eleman da "Kim ooo!" diye bağırır sınıfa fırçayı basardı.
Olay gününe gelelim. Cuma günüydü sanırım dersimiz Salı da olabilir. Dersin son yarım saatine falan gelmiştik zaten boş amaçsız bir ders olduğu için ilk dersin en fazla yarım saatinde bir şeyler işleyip sonra kendi halimize çekiliyorduk. Zilin çalmasına ve dersin bitmesine yarım saat falan kalmış ben arkalardayım yine en arkadayım hatta arkadaşlarla muhabbet ediyoruz, Yunus diye bir eleman var beni gaza getiriyor "Hadi bağır!" diye, ses volümüm zaten belli,yüksek çıkacak. O gazla "Napolyoooonn!" diye bağırdım sınıfın ortasında. Benim ki de salaklık aslında birilerine hoş görünmek,güldürmek için milleti, derste bağırılır mı ulan sınıf ne kadar gürültülü olursa olsun,hoca duyacak işte niye zorluyorsun.Eleman anladı tabi sesten benim bağırdığımı "Tahaa, gel bakayım buraya yavrum." dedi. Çok iyi hatırlıyorum ses Tahaa'dan yavrum kelimesine doğru yukardan aşağıya doğru indi, Tahaa ne kadar gaddar bir sesle çıktıysa,"Yavrum"kelimesi de bir annenin çocuğuna yavrum demesiyle aynı tondaydı yani o derece. Ben tabi durumu kurtarmaya çalışıyorum hocanın sicili belli dayağa yatkın, dayak atmayı seviyor. "Hocam mm,hh, ben yapmadım" falan demeye kalmadan kaderime razı olarak kendimi tahtada buldum. Elemanın ayağında sivri burun kunduralar vardı,o sıralar yeni yeni moda oluyordu bu "cellat" kunduralar. Beni aldı karşısına -tahtanın önündeyiz yüzüm sınıfa bakıyor- orospu çocuğu,o kunduranın sivri burunuyla benim bacağımdaki kemiğime bir vurdu,o acıyı direk beynimde hissettim bir de zayıf olduğum için kemik direk ortada kemiği savunacak bir et parçası falan da yok. Gözlerimden 2 damla yaş süzüldü o an, bacağımı tutarak sırama geçtim kolumu sıraya koyarak dersin sonuna kadar kafamı kaldırmadım. İçimden de elamana sövüyorum ama durmadan.
Sonra ki 1 hafta boyunca bacağımın morluğu geçmedi.O orospu çocuğunu,ibneyi,şerefsizi nerde görürsem ağzını burnunu dağıtacağım evet yapacağım bunu olayın üstünden nerdeyse 7 yıl geçti ama unutmadım hiç bir detayı unutmam da, yüzünü de tanırım yüz hafızam iyidir. Bana okul hayatımın dayağını attı gavat.

*Küfretmek baya güzelmiş ama rahatladım biraz.Ohh.