Üniversitelerde başörtüsü serbestisi uzuun zamandır süregelen bir tartışma konusu keza başörtüsünün İslam'da yeri olup olmadığı Kur'an'da böyle bir ibarenin,emrin yokluğu konusu da sürekli söyleniyor.Başörtüsü takanları gerici diye niteleyenler var onları çağ dışı olmakla suçlayan hatta daha da ileri gidip olayı mantık,körlük,at gözlüğü takmak gibi hakarete varan söylemlere getirenler de yok değil.
Öncelikle olayın Dini yönünü açıklığa kavuşturmak istiyorum.İlahiyat okumadım,bilip bilmeyenler gibi fetva verecek pozisyonda da değilim.Onun için İslam Hukuku Profesörü Sn.Hayrettin Karaman'dan alıntı yapıyorum.Bu işi akademik yönüyle incelemiş bir Profesör'e karşı gelerek onun yazdıkları yanlış diyen varsa beri gelsin.
...Ortaya attıkları yeni iddia -daha doğrusu yeniden ısıtıp sofraya getirdikleri temcit pilavı- "başörtüsünün Kur'ân'da bulunmadığı, başın ve saçın açılmasında dinî bir sakınca olmadığı" hükmüdür. Halbuki biraz Arapça bilenler, Nur sûresinin ilgili ayetinde (24/29) geçen "hımâr" (çoğulu humûr) kelimesinin "başörtüsü ve baş dahil vücudun üst kısmını kapatan örtü" mânasına geldiğini bilirler. Bu âyet gelmeden önce başlarındaki örtünün öndeki iki ucunu omuzlarından arkaya atan, boyunlarını ve gerdanlarını açıkta bırakan kadınlara "böyle yapmayın, bu iki ucu göğsünüzün (elbisenizin yakasının, gerdanınızın) üzerinden bağlayın" emrinin verildiğini de bilirler. Hadis okuyanlar, bu âyet gelince mescitte bulunan Ensar kadınlarının -ilâhî emri geciktirmeden yerine getirmek üzere- etekliklerini yırtarak başlarını, boyun ve gerdanlarını bununla bağladıklarını; keza Hz. Peygamber'in (s.a.) "Ergenlik çağına gelmiş bir kadın başörtüsü giymedikçe Allah onun namazını kabul etmez" buyurduğunu da bilirler. Bunları bilmeyenlerin fetva verme hakları yoktur. Bilip de bilmezden gelenlerin, güneşi nefsânî balçıklarıyla sıvamaya kalkışanların ise hesap günü gelip çatmadan akıllarını başlarına almaları gerekir... (Bu bana yetmedi diyen varsa lütfen yazının tamamını okusun Başörtüsü Kur'an'da Vardır-Hayrettin Karaman
Olayın çağdışılık(!) kısmına bakalım.Neye göre çağdaşsınız siz,soyunan insan çağdaş mı oluyor.Çağdaşlık kavramını neye göre yorumluyoruz?İslam dini öyle bir dindir ki bütün zamanlara paralel olacak şekilde kendini ayarlamıştır."1400 yıl ki olayı ben şimdi niye uygulayayım ki canım,o zamanlar öyleydi bu zaman böyle çağ değişti azizim biraz bu çağa ayak uydurun yav"O zaman zina vardı da şimdi yok mu canım kardeşim,insanların şehvet duygusu 1400 yıl önce birden bire kayıp mı oldu?"Canım ben onun saçından tahrik mi oluyorum,iyice abaza yaptı bu İslam beni haa!"Kimse kimsenin ne giydiğine karışamaz.Ar,namus meselesidir.O bayan ar duygusunu korumak,vicdanı rahat bir şekilde yaşamak için inandığı dinin gereklerini yerine getiriyor kimse ona en ufak bir söz söyleyemez.Başörtüsü takanı gerici diye nitelemek de bir o kadar aptallıktır.Bu ülkede vatanına milletine hizmet etmek isteyen nice zehir gibi beyinler var ki on yıllardan beri üniversite kapılarından dönüyorlar,ilim öğrenmeleri bilim yapmaları bir parça kumaş nedeniyle engelleniyor.Reva mı yani adam gibi cevap verin.Arını,namusunu kaybetmişler üniversite kampüslerinde cirit atarken,orda burda yiyişmekten çekinmeyenler.
"Türban yasak olmalı bu yüzden kadın hakları için,özgürlük için yasak olmalı !" E onun özgürlüğü belki de üniversitede bilim yapmak istiyor ve bu özgürlük kimsenin alanını kısıtlamıyor.Sen özgürlükle bilim kelimelerini aynı cümlede kullandığın an tezata düştün zaten.Türbanı siyasal anlama çekenler var
23 Aralık 2010 Perşembe
16 Kasım 2010 Salı
Zor et Zor et!
Bizim oralarda çok anlatılan bir hikayedir paylaşmak istiyorum :)
Köyde bilirsiniz yazın harman zamanı insanlar damlarda, harmanda yatar, hem hava sıcaktır, hem de biçilen buğday arpanın harmanı yapılırken köyün yumurta hırsızı çoçuklarından ve çerçiyle takas için çalan haşarı gençlerinden ve başıboş yayılan hayvanlardan ve kuşlardan korunmak için genelde çatıda yatılır, yine bir gece Şemelek Mehmet Amca sermiş yün döşeği dama yatıyor, gece gençler usulca kaldırmışlar yatağı , çekmişler harman yolunun ortasına usulca uyandırmadan, sabaha karşı sapı yükleyip tarladan köye dönen traktör bakmış yolda bir yatak inanamıyor , ama anlıyor tabi bir hinlik var, basıyor kornaya, Mehmet Amca aldırmıyor ama traktör dayanmış yatağın ucuna basıyor kornaya bizim Mehmet Amca sinirleniyor tabi uyku bölünmüş dön oyana dön buyana korna devam ediyor, Şemelek Mehmet Amca söyleniyor kendi kendine ZOR ET GAVAT DAMA ÇIHACAAN ....
Zor edip dama çıkmak isteyenlere...
14 Kasım 2010 Pazar
Ortaokulda Yediğim Unutulmaz Dayak
7. sınıftayım. "İş Eğitimi" dersinde biri bayan öteki erkek olmak 2 tane hocamız var, sınıf 2 ye ayrılıyor bir grup okulumuzun bodrum katındaki İş Eğitimi atölyesine gidiyor diğer grup ise sınıfta kalıyor. Bayan öğretmenimizin adı Hülya'ydı sanırım güzel, fantastik,renkli gözlü bir bayandı el işlerinde de çok becerikliydi. Kızı vardı Eylül o da bizim okulda okuyordu. Erkek olan şerefsizin adını birazdan zikredeceğim. Neyse gelelim bizim olaya. Hocanın adı Behzat Şengöz'dü, okuldaki namı ateist diye yayılmıştı ne derece doğruydu bilemiyorum ama çocuk aklımızla ateistle satanisti ayıramadığımız için devamlı ondan korkardık, kedi kesen birisi diye köşe bucak kaçardık. Kaşlarını aldırırdı en dikkatimi çeken fiziksel özelliği oydu, bayanların ki gibi değil ama kaş boyunu kısalttırırdı, bir insanın enine ne kadar kaşı varsa bu elemanda onun yarısı kadar olurdu. Uzun boylu siyah saç siyah gözlü biriydi. Okulda hocalara lakap takma sevdasına ona da "Napolyon" diyorduk. Hayatımızda Napolyon'u ne kadar gördüysek sanki, hiç bir alakası ortak noktası yok Napolyon'la. Eleman da bizim kendisine Napolyon dememize bayağı kızardı, derste zaman zaman kimliğini gizleyen ve ses tonunu değiştiren bir vatandaş "Napolyooon!" diye bağırınca tüm sınıf kopar bunun üzerine eleman da "Kim ooo!" diye bağırır sınıfa fırçayı basardı.
Olay gününe gelelim. Cuma günüydü sanırım dersimiz Salı da olabilir. Dersin son yarım saatine falan gelmiştik zaten boş amaçsız bir ders olduğu için ilk dersin en fazla yarım saatinde bir şeyler işleyip sonra kendi halimize çekiliyorduk. Zilin çalmasına ve dersin bitmesine yarım saat falan kalmış ben arkalardayım yine en arkadayım hatta arkadaşlarla muhabbet ediyoruz, Yunus diye bir eleman var beni gaza getiriyor "Hadi bağır!" diye, ses volümüm zaten belli,yüksek çıkacak. O gazla "Napolyoooonn!" diye bağırdım sınıfın ortasında. Benim ki de salaklık aslında birilerine hoş görünmek,güldürmek için milleti, derste bağırılır mı ulan sınıf ne kadar gürültülü olursa olsun,hoca duyacak işte niye zorluyorsun.Eleman anladı tabi sesten benim bağırdığımı "Tahaa, gel bakayım buraya yavrum." dedi. Çok iyi hatırlıyorum ses Tahaa'dan yavrum kelimesine doğru yukardan aşağıya doğru indi, Tahaa ne kadar gaddar bir sesle çıktıysa,"Yavrum"kelimesi de bir annenin çocuğuna yavrum demesiyle aynı tondaydı yani o derece. Ben tabi durumu kurtarmaya çalışıyorum hocanın sicili belli dayağa yatkın, dayak atmayı seviyor. "Hocam mm,hh, ben yapmadım" falan demeye kalmadan kaderime razı olarak kendimi tahtada buldum. Elemanın ayağında sivri burun kunduralar vardı,o sıralar yeni yeni moda oluyordu bu "cellat" kunduralar. Beni aldı karşısına -tahtanın önündeyiz yüzüm sınıfa bakıyor- orospu çocuğu,o kunduranın sivri burunuyla benim bacağımdaki kemiğime bir vurdu,o acıyı direk beynimde hissettim bir de zayıf olduğum için kemik direk ortada kemiği savunacak bir et parçası falan da yok. Gözlerimden 2 damla yaş süzüldü o an, bacağımı tutarak sırama geçtim kolumu sıraya koyarak dersin sonuna kadar kafamı kaldırmadım. İçimden de elamana sövüyorum ama durmadan.
Sonra ki 1 hafta boyunca bacağımın morluğu geçmedi.O orospu çocuğunu,ibneyi,şerefsizi nerde görürsem ağzını burnunu dağıtacağım evet yapacağım bunu olayın üstünden nerdeyse 7 yıl geçti ama unutmadım hiç bir detayı unutmam da, yüzünü de tanırım yüz hafızam iyidir. Bana okul hayatımın dayağını attı gavat.
*Küfretmek baya güzelmiş ama rahatladım biraz.Ohh.
5 Kasım 2010 Cuma
60 Türkü!
Bağlama konusunda yavaş yavaş pişiyorum. Bugün toplulukta Burak'la karşılıklı çaldık, kısa sap çalan bir arkadaş daha vardı o kadar zevkliydi ki benim açımdan eminim o da zevk almıştır. Burak'la kendi bağlamalarımız vardı yanımızda, değiştirdik ben onun bağlamasıyla çaldım. Çalabildiğim türkü sayısı arttıkça doğal olarak aldığım zevk de artıyor, çalarken söylemek zor tabi ama zoru başarmak daha güzel. Açılışı Karahisar Kalesi'yle yaptık daha 2 gün önce öğrendiğim türküyü gayet güzel çaldım ve çalarken de söyledim. Burak tabi bağlama konusunda daha usta olduğu için ben söylerken arkada süslemeleri falan gayet güzel yaptı, diğer arkadaş da eşlik etti yine. Ne Ağlarsın, İşte Gidiyorum Çeşm-i Siyahım, Yarim Senden Ayrılalı, Çamlar Altına derken türkülerin tadına vardık. Yanlız bazı türkülerde çalıp söylemede acemi olduğum,konsantremi daha çok bağlamaya verdiğim için detone oldum o da zamanla geçecek eminim. Daha tam anlamıyla çalmadığım türkülerde emin olmadığım türkülerde detone oluyorum. Şu an 6 Kasım ve yaklaşık 11 türkü çalabiliyorum. 6 Kasım 2011'de kaç türkü olacak merak ediyorum. Bir ozan yetişiyor galiba :) Çok mu abarttım yok yok ben bu işe gönül verdim olacak eminim. Hedefim 60. 1 yılda 60 yeni türkü. 360'a bölersek 6 günde 1 türkü yapıyor gayet ideal.Hadi Bakalım!
4 Kasım 2010 Perşembe
Otobiyografi
Ahmet Taha Yekeler 1992 yılında Sivas'ta doğdu. İlk ve orta öğrenimini Sivas'ta Anadolu Selçuk İlköğretim Okulu'nda (yeni adıyla Mevlana İlköğretim Okulu) lise eğitimini de Bursa Ulubatlı Hasan Anadolu Lisesi'nde tamamladı. Lisede Sn. Satı Hardal şefliğindeki THM korosuyla 2008 yılında Türkiye 1.si ve 2009 yılında Türkiye 3.sü oldu. Yine 2009 yılında Orta Doğu Teknik Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümünü kazandı, aynı yıl ODTÜ Türk Halk Bilimi Topluluğu'na girdi. Topluluğun Sn. Talip Küçükkılıç şefliğindeki Halk Müziği korosunda korist ve solist olarak görev aldı. 27 Mayıs 2010'da Yıl Sonu Koro Konseri'nde Yozgat yöresinden "Yeşil Ayna Takındın Mı Beline" türküsünü solo olarak seslendirdi. 31 Ekim 2010 tarihinde TRT Ankara THM Gençlik Korosu'na seçildi, Türk Halk Müziği çalışmalarına TRT çatısı altında devam ediyor. Lisans eğitimine Orta Doğu Teknik Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümü 1.sınıfta devam ediyor. Büyük usta Sn. İhsan Öztürk'ten Mart 2010'dan beri bağlama eğitimi alıyor.
29 Ekim 2010 Cuma
Bir isim koysam sana
Bir isim koysam sana
Aşk desem namına
Sen varken ruhumda
Yalnızlık suspus olsa
Bir isim koysam sana
Güvercin olsan mesela
Özgürlükten kanatların
Sesin mutluluk olsa
Bir isim koysam sana
Deniz diye başlasam
Sen okyanus olsan
Dalga dalga vursan kıyılarıma
Bir isim koysam sana
Canım desen aniden
Yüreğim senin
Yüreğin benim olsa
Bir isim koysam sana
Tenime ilişen kokuda
En belirsiz korkumda
Kaybolduğum her sokakta sen,
Beklediğin her durakta ben olsam…
Duygu Kaya
29 Ekim 2010
Aşk desem namına
Sen varken ruhumda
Yalnızlık suspus olsa
Bir isim koysam sana
Güvercin olsan mesela
Özgürlükten kanatların
Sesin mutluluk olsa
Bir isim koysam sana
Deniz diye başlasam
Sen okyanus olsan
Dalga dalga vursan kıyılarıma
Bir isim koysam sana
Canım desen aniden
Yüreğim senin
Yüreğin benim olsa
Bir isim koysam sana
Tenime ilişen kokuda
En belirsiz korkumda
Kaybolduğum her sokakta sen,
Beklediğin her durakta ben olsam…
Duygu Kaya
29 Ekim 2010
8 Ekim 2010 Cuma
Dünyanın En Önemli İnsanı
Hükümdarın biri bir gün ülkesindeki alimleri toplamış. Kafasını kurcalayan soruları bilene 100 altın vaat etmiş. Günü gelmiş, alimler sarayda toplanmışlar. Hükümdar "Hoşgeldiniz Ey Alimler, sorularımı bilene 100 altın vereceğim, ama beni tatmin edici cevaplar olursa! " demiş. Hükümdar 3 tane soru sormuş. Dünyanın en önemli insanı kimdir,dünyanın en önemli konusu nedir ve dünyanın en önemli zamanı hangisidir? Alimler olabildiğince edebi cevaplar vermeye çalışmışlar fakat hiçbirinin cevabı hükümdarı memnun etmemiş. "Ülkede bu soruları duymayan kalmasın cevap verebilen varsa dergahıma gelsin." buyurmuş. Günler geçmiş, taşrada yaşayan bir köylünün kulağına gitmiş sorular. "Ben cevapları biliyorum" diyip hükümdarın sarayına varmış.Padişah köylünün elbisesinden ilk başta biraz önyargılı davranmış,bunu anlayan köylü "Nice defineler harabeler de gizlidir hükümdarım!" demiş. Cevap karşısında önryargısı kırılan hükümdar "Söyle bakalım cevaplarını." buyurmuş.Köylü "100 altın vaat etmişsin ama ben 1000 altın isterim demiş,lakin vereceğim cevaplar 1000 altından daha kıymetlidir." demiş. Bu teklifi kabul eden padişah merakla köylüyü dinlemeye başlamış.Köylü sırayla cevapları vermiş "Dünyanın en önemli insanı şu anda karşında olan kişidir,dünyanın en önemli konusu karşındakiyle konuştuğun konudur,dünyanın en önemli anı da şu anda içinde yaşadığın zamandır hükümdarım!" demiş.
Bu hikaye de anlayana gelsin.
Bu hikaye de anlayana gelsin.
29 Ağustos 2010 Pazar
Sivas Sözlüğü ve Ağzı
Ellaam ki:İlla
Bayahdan:Az önce
Essah mı:Vallaha mı?
Acıhtıg,ajıhtık:Acıktık
Goğelenmek:Havalanmak
Garaltın gahmaya:Allah belanı vermesin.
Gej:Geç,Pij:Piç
Ağleşmek,Eğlemek:Parketmek,durmak
Çöğdürmek:Tuvalet yapmak
Malamat olmak:Rezil olmak
Göya:Güya
Yuğmak:Yıkamak
Yalunuz:Yanlız
Bibi:Hala
Emmi:Amca
Böğür:Karın boşluğu
Culuk:Hindi
Cücük:Civciv
Çapıt:Bez
Çimmek:Yıkanmak
Zaar:Herhalde
Dummah:Suya dalmak
Dekmik:Tekme
Eccük:Biraz
Enik:Kedi Köpek Yavrusu
Uşah:Çocuk,evlat
Çığırmak:Şarkı Türkü Söylemek
Sumsuh:Yumruk
Adam şo ne yarar ki baba çığsın
Ajlığın var mı etlekmek döktüttürüyüm.
Gardaş neydiyon,iyi gardaş la dığıldanıp duruyoruz
Abooo gıı doğru mu diyon
Geliyoruh,gidiyoruh
Soyhası batasıca
Vay canıı yidiim
Emmin çükünü yesin
Gözüün yağını yediğim
Bayahdan:Az önce
Essah mı:Vallaha mı?
Acıhtıg,ajıhtık:Acıktık
Goğelenmek:Havalanmak
Garaltın gahmaya:Allah belanı vermesin.
Gej:Geç,Pij:Piç
Ağleşmek,Eğlemek:Parketmek,durmak
Çöğdürmek:Tuvalet yapmak
Malamat olmak:Rezil olmak
Göya:Güya
Yuğmak:Yıkamak
Yalunuz:Yanlız
Bibi:Hala
Emmi:Amca
Böğür:Karın boşluğu
Culuk:Hindi
Cücük:Civciv
Çapıt:Bez
Çimmek:Yıkanmak
Zaar:Herhalde
Dummah:Suya dalmak
Dekmik:Tekme
Eccük:Biraz
Enik:Kedi Köpek Yavrusu
Uşah:Çocuk,evlat
Çığırmak:Şarkı Türkü Söylemek
Sumsuh:Yumruk
Adam şo ne yarar ki baba çığsın
Ajlığın var mı etlekmek döktüttürüyüm.
Gardaş neydiyon,iyi gardaş la dığıldanıp duruyoruz
Abooo gıı doğru mu diyon
Geliyoruh,gidiyoruh
Soyhası batasıca
Vay canıı yidiim
Emmin çükünü yesin
Gözüün yağını yediğim
21 Ağustos 2010 Cumartesi
Güzelleme
Metin ve Can'ın kaleme aldığı bütün dörtlükleri mahlas içeren şahsıma yazılmış "güzelleme"
sazım alıp gitsem viran bağlara,
keçilerim salsam ak ovalara,
istismar eyleyip yalan dünyayı
pir ahmedim sen bu işe ne dersin,
keçilerin sütlerini neylersin,
ezberini aldın değilmi dersin,
istismar eyleyüp yalan dünyayı
tahaim geliyor uzak diyardan,
nede uzun aq boyuna kurban,
anadan geçilir geçilmez yardan,
erzurum dağları geçilmez kardan
diğer bir versiyonu ise:
şah tahaim başım alıp çıksam dağlara,
sazım alıp gitsem viran bağlara,
alsam keçileri göçsem ak ovaya
tarasam kıllarını saçsam platoya
(Tahai= Ahmet Taha YEKELER)
kafiye şeması:coğrafik uyak düzeni
şiirin önemi: coğrafik olarak dağ bağ ova gibi kavramların dışına çıkıp plato terimini halk şiirimize kazandırması
Beste: Mustafa Metin Dede , Can DEĞERLİ
17 Ağustos 2010 Salı
Daha çok acı çekeceğiz
Bugün 17 Ağustos.Büyük Marmara Depreminin tam 11.yıl dönümü.11 yıl geçti ama hala acısını taşıyoruz.Depremin bu denli büyük zararlar vermesinde en büyük pay insanların çoğunlukla da müteahhitlerin.Bu ülkede bir deprem gerçeği her zaman vardı.1509 yılında 160.000 nüfusa ve 35.000 yerleşim birimine sahip olan İstanbul'da, aralarında Osmanlı hanedanınından bazı kişilerin de bulunduğu 4000'den fazla kişi ölmüş, 1000 ev tamamen yıkılmıştı.Erzincan Depreminde keza 33.000 vatandaşımız vefat etmişti.Hala akıllanmıyoruz hala malzemeden nasıl kısabiliriz,maliyeti nasıl ucuza getirebiliriz,nereye daha ucuza ev mal edebiliriz onun derdindeyiz.Dere yataklarına yapılan evler,yumuşak toprağa yapılan apartmanlar bu ülkede milyonlarca insanın canını yaktı 17 Ağustos'da.Ders almadık.Depremden sonra yıkılan apartmanların davalık olan müteahhitleri bizim mükemmel hukuk sistemimizden nasıl faydalandı sizce?O çürük binaları yapan müteahhitler ya 1-2 ay ceza aldılar sonra o cezalar ertelendi ya da 7,5 yıl süren yargı sürecinden sonra zaman aşımına uğradı davaları.Büyük bir çoğunluğu da Rahşan Affıyla en ufak bir ceza almadan bedel ödemeden siktir oldu gittiler.Geriye ne kaldı? Resmi raporlara göre, 17.480 ölüm, 23.781 yaralı oldu. 505 kişi sakat kaldı. 285.211 konut, 42.902 işyeri hasar gördü. Resmi olmayan bilgilere göre ise yaklaşık 50.000 ölüm, ağır-hafif 100.000'e yakın yaralı olmuştur.Yanan yürekler,ağlayan gözler.Doğanın bizim bu aptallığımız karşısında hiçbir suçu yok.Kanun bu,fay hatları oynuyor,sarsılıyor ve deprem oluyor,bir şekilde dünyanın enerjisi boşanıyor.Hala uslanmıyoruz sabah kalkıyoruz en adî malzemeden yapılmış gecekondular.Malzemesi en ucuza getirilerek yapılan binlerce kişinin yaşadığı siteler.Böyle giderse daha çok acı çekeceğiz.Uzmanlar İstanbul'u daha büyük bir depremin beklediği konusunda hemfikir.Daha çok kişi ölecek daha çok insanın yüreğine ateş düşecek.Sivrizekalılık ederken milyonlarca insanın canına kastediyorsunuz haberiniz var mı?
16 Ağustos 2010 Pazartesi
Bestelenmeye uygun şiirler
Bestelenmeye uygun şiirler:
Seni sevdiğim an doğdum ben
Gözlerinde büyüttüm sevdamı
Ellerinden içtim can suyumu
Seni sevdiğim an doğdum ben
Gel güzel gözletme yollarını
Gün olur açamam kollarımı
Türkülerimi sana söyledim
Bir gülüş bekledim yüzünde
Dünyanın derdini vermeden
Seni sevdiğim an doğdum ben
Gel güzel gözletme yollarını
Gün olur açamam kollarımı
---
Garibim gözüm yollarda
Tabip yok bana dünyada
Bir ayağım kara toprakta
Garibim gözüm yollarda
Tecer'e kar yağar durur
Göz yaşım sel olur akar
Hasret sevdalıya zarar
Garibim gözüm yollarda
ahmeTaha
Not:Çalayım falan demeyin,patentini aldım :P
İnsanın hedefleri hakkında
Küçükken mahallemizdeki Kur'an kursuna giderdim.Daha 4.-5. sınıfa gidiyorum.Kur'an'a geçmemişim.Bizim gözümüzde Kur'an'a geçmek demek Cumhurbaşkanlığıyla eşdeğer bir pozisyonda.Camideki bizden büyük elemanları görüyoruz.Biz daha İhlas'ı ezberlemeye çalışırken onlar daha önce bilmediğimiz duaları(örneğin Kadir Suresi) hocanın karşısında ezber yapmaya çalışıyorlar."Vay be!" diyoruz çocuk aklımızla.Ama o "Vay be!" öyle böyle bir hayret ünlemi değil içinde hayranlık,saygı duyma,önünde saygı ile eğilme sıfatlarını taşıyor.Günü geliyor bizde step step ilerleyerek esre,ötre,şedde derken Kur'an'a geçiyoruz.İlk sabahımı hatırlıyorum camiye gideceğimiz.Mahalledeki kızlı erkekli arkadaşlarla beraber giderdik.Annemin gül kırmızısı bir Kur'an örtüsü var.Kur'an'a geçmemin şerefine yeni aldığımız Kur'an'ı o örtü-kutu karışımı şeye koyuyorum,aşağı iniyorum.Kurs saat 9 gibi başlıyor 8,5 gibi aşağıdayız,yaz günü hava günün ilerleyen saatlerinde sıpsıcak olmak için yavaş yavaş ısınıyor,neyse lafı uzatmayayım.Arkadaşlara gösteriyorum bakın ben Kur'an'a geçtim bugün bayram ilan edilsin der gibi.Diğer arkadaşlarımla aynı zaman kursa başladığımız için paralel gidiyoruz doğal olarak onlarda Kur'an'a geçmişler.Çok mutluyuz dünya bizim,ama o abiler hala bizden önde Kur'an'a geçtik ama hala onlara yetişemedik.Biz daha Bakara'nın ilk sayfalarında zorlanırken onlar "Mehmet ben 3.cüze geçtim" sohbeti yapıyorlar.Yine ağzımız açık bakıyoruz.Günler geçiyor bizde onların geldiği o gözümüzde büyüyen 3.cüze geliyoruz.Geçelim hayatımın başka bir dönemine.
Lise 1.Ulubatlı'yı kazanmışım yeni yeni lise yaşamına alışıyorum.Son sınıfta olan abiler var gözüme o kadar büyük geliyorlar ki "Ev babası" modunda insanlar.Ve ÖSS'ye hazırlanıp güzel üniversitelere gidiyorlar.Yine her zaman ki ünlemimi koyup kendi kendime "Vay be!" diyorum "Bende bu abiler gibi üniversiteye gidebilecek miyim o günler gelecek mi?"
Sene 2008 Eylül.Dersanedeyiz ÖSS'ye hazırlanıyoruz.İlk sınav oluyor.Ben 227 almışken diğer arkadaşlarım 255 alıyorlar.Yine onlara özeniyorum ama kesinlikle kötü anlamda değil bende öyle olabilecek miyim der gibi.Zaman geçiyor haftalar aylar birbirini takip ederken bir denemeden 262 alıyorum."Vay be!" dediğim puanın üstünde alıyorum.
ÖSS'de 271 aldım,Odtü'yü kazandım Türkiye'nin en iyi üniversitelerinden birindeyim.Kur'an'ı öğrendim (Kadir suresini daha bilmesem de) bir çok sureyi öğrendim.
İnsanların hedeflerinin ucu bucağı gelmiyor.Hep bir yere ulaşınca daha iyisini istiyoruz,mutlu oluyoruz ama yeterli değil hep "Daha daha!" diyoruz.Zamanında bizim için ulaşılması zor olan bir hedef bir bakıyoruz ki artık çocuk oyuncağı haline gelmiş yapmışız,başarmışız.İnsanın doyum noktası yok bu konuda.Üniversiteyi kazandım ama hayat hala devam ediyor.Dışişleri Bakanlığı'nda çalışan insanlara bakıyorum,imreniyorum.Bir gün bende orda çalışırsam yine hedefime ulaşmış olmayacağım üst mevkileri hedef alacağım.İnsanın hedefleri bir gün bitecek ne zaman?Ölünce.
Ölünce herkesin cenneti hedeflemesi umuduyla.Herkese mutlu,hedefli ve uzun ömürler.
17 Nisan 2010 Cumartesi
Kısa kısa...
Nasrettin Hoca ve Saz
Hoca Nasrettin bir gün eline bir saz almış.Tıngır mıngır ediyormuş hanımı sormuş "Ne yapıyon hoca? " demiş. Hoca "Saz çalıyorum." demiş.Hanımı tekrar " O saz çalanlar elini aşağı yukarı götürüyor sen bir yeri tuttun bırakmıyorsun. " demiş.Hoca " Onlar benim tuttuğum yeri arıyorlar." demiş. :)
(Aşık Veysel'in Dilinden)
Mesnevi'den bir hikaye
Hz. İsa Aleyhisselam bir dağa doğru kaçmaktaymış. Arkasından seslenmişler:- Ya İsa! Nereye kaçıyorsun? Sen ki, Allah'ın izni ile körlerin gözünü açarsın, hastaları iyleştirirsin, ölüleri diriltirsin. Seni böyle kaçıran şey nedir?İsa Aleyhisselam der ki:- Ahmağın birinden kaçıyorum. her derdin devası, her hastalığın çaresi vardır ama ahmaklığın çaresi yoktur.
Hoca Nasrettin bir gün eline bir saz almış.Tıngır mıngır ediyormuş hanımı sormuş "Ne yapıyon hoca? " demiş. Hoca "Saz çalıyorum." demiş.Hanımı tekrar " O saz çalanlar elini aşağı yukarı götürüyor sen bir yeri tuttun bırakmıyorsun. " demiş.Hoca " Onlar benim tuttuğum yeri arıyorlar." demiş. :)
(Aşık Veysel'in Dilinden)
Mesnevi'den bir hikaye
Hz. İsa Aleyhisselam bir dağa doğru kaçmaktaymış. Arkasından seslenmişler:- Ya İsa! Nereye kaçıyorsun? Sen ki, Allah'ın izni ile körlerin gözünü açarsın, hastaları iyleştirirsin, ölüleri diriltirsin. Seni böyle kaçıran şey nedir?İsa Aleyhisselam der ki:- Ahmağın birinden kaçıyorum. her derdin devası, her hastalığın çaresi vardır ama ahmaklığın çaresi yoktur.
13 Nisan 2010 Salı
Aşk Denizi
Umutsuz bir aşk denizinde yanlızlığın küreğini çekiyorum
Ufukta masmavi sensizlik var
Altımdan gözyaşı balıkları geçiyor görüyorum
Hava kalbin kadar soğuk
Acı yağmuru bekliyorum
Aşka hasretim aşk içmek istiyorum
Eğilip içeyim diyorum
Boğazıma inmeden tükürüyorum
İhanetinin tuzu yüreğimi yakıyor
Ah Allah'ım neden kayboldum bu kadar
Niye akıl yıldızım bana doğru yönü gösteremiyor
Etrafa bakıyorum çok kalabalık ama
herkes yanlız
tanıdık yüz yok
herkes kendi derdine düşmüş
O da ne?
Uzaklardan bir sevda gemisi geçiyor
Avazım çıktığı kadar bağırıyorum
bağırıyorum
bir daha bağırıyorum
ayrılık o kadar acıtmış ki canımı
sesimi kimselere duyuramıyorum
bekliyorum
hayata dönmeyi bekliyorum
belki de hayatın bana dönmesini bekliyorum
Şubat 2009
Ufukta masmavi sensizlik var
Altımdan gözyaşı balıkları geçiyor görüyorum
Hava kalbin kadar soğuk
Acı yağmuru bekliyorum
Aşka hasretim aşk içmek istiyorum
Eğilip içeyim diyorum
Boğazıma inmeden tükürüyorum
İhanetinin tuzu yüreğimi yakıyor
Ah Allah'ım neden kayboldum bu kadar
Niye akıl yıldızım bana doğru yönü gösteremiyor
Etrafa bakıyorum çok kalabalık ama
herkes yanlız
tanıdık yüz yok
herkes kendi derdine düşmüş
O da ne?
Uzaklardan bir sevda gemisi geçiyor
Avazım çıktığı kadar bağırıyorum
bağırıyorum
bir daha bağırıyorum
ayrılık o kadar acıtmış ki canımı
sesimi kimselere duyuramıyorum
bekliyorum
hayata dönmeyi bekliyorum
belki de hayatın bana dönmesini bekliyorum
Şubat 2009
sevgiliden ayrıldıktan sonraki ilk gün
o sabahta bir yanlışlık vardı. kokusunda ya da tadında. her gün gibi değildi. daha hafifti sanki. belki hafif olan bendim. içimdeki boşluk büyümüştü,hafifliğim ondandı. o zaman hatırladım. yerine yenilerini koyamadığımız için bir yerlere terkettiklerimiz geçti aklımdan, o boşluklarda yankılandılar. sana yazabilecek şiirler yoktu kafamda,çok uzun zamandır yazamıyordum. ama çirkinliği de yakıştıramıyordum. ne zaman ellerini düşünsem ilk defa elini tuttuğum günü hatırlıyordum. öpüştüğümüz hiç bir yer yerinde durmuyor artık. o kadar mı eskitmişiz zamanı? sen, dün gittin. uzun zamandır yoktun.
ekşisözlük-by skadi
ekşisözlük-by skadi
4 Nisan 2010 Pazar
Sessiz Sinema
Yürüyorduk.Etrafta kimsecikler yoktu.Gelip geçen arabaların motor sesi gerçekten sinir bozucuydu.Aralıklarla öksürüyordu.Cümlelerini kesen öküsürükler içimi acıtıyordu.
Aklımdakini söylemek istiyordum artık.Bu kadar beklemiştim fazla bile beklemiştim.Hala sohbet ederek yürüyorduk.Tam söylemeye niyetleniyordum ki sonra vazgeçiyordum.Heyecan seviyem doruklardaydı kalbim yerinden çıkacak gibi atıyordu.Uzun ve düz bir yoldu.Arkama bakıyordum sık sık.Arabalar geliyordu,o araba geçsin söyleceğim;sözlerim motor sesinden duyulmaz zaten zorlukla ses çıkarabiliyorum heyecandan.O araba geçti,söyleyemedim.Şu araba geçsin tamam bu sefer kesin söyleyeceğim.I ıh yine olmadı.Şu üç tane far geçsin artık yeter söylemeyi geçtim bağıracağım.Yine yemedi.Şu binaları geçince kalbimi konuşturacağım.O binaları geçtik başka binalara yaklaşıyoruz.Tam kelimeler ağzımdan çıkacakken bir şey oluyordu,o anki muhabbeti yarıda kesmek doğru olmaz gibi geliyordu yine söyleyemiyordum.
Söyledim.
Her şey birden oldu.Ama nasıl söyledim bilmiyorum.Cümle kurma yetimi kaybetmiştim.Nereye ve ne yöne gittiğimizden habersiz sadece yere bakıyordum.Sesimin nasıl çıktığı konusunda en ufak bir fikrim yoktu.Çok nadir de olsa başımı çevirip ona bakıyordum.O da yere bakıyordu.Benim başımı çevirdiğimi farkedince bana bakıyor,ben bu durumda çok uzun süre kalamayıp,yine yerle temasa geçiyordum.Akılcı cümleler kurmaya çalışıyor olsam da motor çok uzun süre geçmeden tekliyor ve cümlenin sonunu getiremiyordu.Bir cümleyi "nokta nokta nokta" diye bitirdiğimi hatırlıyorum.Bulmaca gibi:buraya kadar ben kurdum cümleyi,burdan sonrası da sana ait ne koyarsan koy.Ama ikimiz için de uygun olan bir kelime grubu düşünmelisin.Acıtmayacak,duyguları tam anlamıyla sessiz sinema gibi ifade edecek.
Kararsızdı,bir süre suskun kaldı.Hala yürüyorduk yol rampaya dönünce nefesler biraz daha sıklaştı.Şaşırmıştı o da birşeyler söylemeye çalıştı ama belliydi yanlızca bende bir şeyler ters gitmiyordu.Kelimeleri yerine oturtmaya,doğru cümle kurmaya çalışıyordu.Duyguları ancak anlamlı ve etkileyici cümleler ifade edebilirdi çünkü.Yanlış anlaşılmaktan korkuyorduk.Bir dakika boyunca aralıklarla cevap verdi.Onu dinliyordum,rüzgarı dinliyordum,etrafı dinliyordum.Ama büyük çoğunlukla onu.Başımı döndürmeye hala cesaretim yoktu,kaldırım taşları yoktu taş yerine asfalt dökülmüştü asfalta bakıyordum.Cümlelerini bitirdi.Net bir şey söylememişti ama umut vardı.Gecenin kör karanlığı olmasına rağmen başımı kaldırınca ufukta Umut Güneşi vardı,uzaklarda bir tepede,yolları aydınlatan lambalarla iç içe geçmişti.Tepenin karanlığı,onu yer yer delen yol lambaları ve onların arasından sadece sevgilere,aşklara görünen güneş.
Arabalar daha sık geçiyordu ve motor sesleri iyice artmaya başlamıştı.Gecenin geç sayılabilecek bir saatinde bu kadar çok araba geçmesi beni şaşırtmıştı.Kimse konuşmuyordu.Sadece yürüyorduk hedefe doğru,kaldığımız evlere doğru.Gecenin ilk saatlerinde hava gayet güzel,ılık olmasına rağmen şu dakikalarda rüzgar çıkmış soğuk,gökyüzüne hakim olmaya başlamıştı.Hala yürüyorduk.Soğuk olduğunu söyledim o da onayladı.En azından bir şey söylüyordu.Ya sinirlenip hiç birşey söylemeseydi o gün ki gibi?Böylesi daha iyiydi kesinlikle.Evlere doğru yaklaşmaya başlamıştık.Durdurdum.Kararsızlık ne olacak,peki beklemeliydim.Kesin cevabını düşündükten sonra verecekti.Evet düşünmek iyiydi pat diye alelacele bir karar vermektense,ölçüp biçmek,doğruları,güzellikleri görmek daha makuldu.Tam dönüp gitmeden iyi geceler dileğinden hemen önce çok küçük bir zaman zarfında yüzüne sıcacık bir gülümseme yayıldı ve gitti.Ağaçların arasındaki yoldan karanlığa uzanmaya başladı.Gözden kaybolana dek arkasından baktım,hareketsizce.İçeri girdi ve yokoldu.
Aklımdakini söylemek istiyordum artık.Bu kadar beklemiştim fazla bile beklemiştim.Hala sohbet ederek yürüyorduk.Tam söylemeye niyetleniyordum ki sonra vazgeçiyordum.Heyecan seviyem doruklardaydı kalbim yerinden çıkacak gibi atıyordu.Uzun ve düz bir yoldu.Arkama bakıyordum sık sık.Arabalar geliyordu,o araba geçsin söyleceğim;sözlerim motor sesinden duyulmaz zaten zorlukla ses çıkarabiliyorum heyecandan.O araba geçti,söyleyemedim.Şu araba geçsin tamam bu sefer kesin söyleyeceğim.I ıh yine olmadı.Şu üç tane far geçsin artık yeter söylemeyi geçtim bağıracağım.Yine yemedi.Şu binaları geçince kalbimi konuşturacağım.O binaları geçtik başka binalara yaklaşıyoruz.Tam kelimeler ağzımdan çıkacakken bir şey oluyordu,o anki muhabbeti yarıda kesmek doğru olmaz gibi geliyordu yine söyleyemiyordum.
Söyledim.
Her şey birden oldu.Ama nasıl söyledim bilmiyorum.Cümle kurma yetimi kaybetmiştim.Nereye ve ne yöne gittiğimizden habersiz sadece yere bakıyordum.Sesimin nasıl çıktığı konusunda en ufak bir fikrim yoktu.Çok nadir de olsa başımı çevirip ona bakıyordum.O da yere bakıyordu.Benim başımı çevirdiğimi farkedince bana bakıyor,ben bu durumda çok uzun süre kalamayıp,yine yerle temasa geçiyordum.Akılcı cümleler kurmaya çalışıyor olsam da motor çok uzun süre geçmeden tekliyor ve cümlenin sonunu getiremiyordu.Bir cümleyi "nokta nokta nokta" diye bitirdiğimi hatırlıyorum.Bulmaca gibi:buraya kadar ben kurdum cümleyi,burdan sonrası da sana ait ne koyarsan koy.Ama ikimiz için de uygun olan bir kelime grubu düşünmelisin.Acıtmayacak,duyguları tam anlamıyla sessiz sinema gibi ifade edecek.
Kararsızdı,bir süre suskun kaldı.Hala yürüyorduk yol rampaya dönünce nefesler biraz daha sıklaştı.Şaşırmıştı o da birşeyler söylemeye çalıştı ama belliydi yanlızca bende bir şeyler ters gitmiyordu.Kelimeleri yerine oturtmaya,doğru cümle kurmaya çalışıyordu.Duyguları ancak anlamlı ve etkileyici cümleler ifade edebilirdi çünkü.Yanlış anlaşılmaktan korkuyorduk.Bir dakika boyunca aralıklarla cevap verdi.Onu dinliyordum,rüzgarı dinliyordum,etrafı dinliyordum.Ama büyük çoğunlukla onu.Başımı döndürmeye hala cesaretim yoktu,kaldırım taşları yoktu taş yerine asfalt dökülmüştü asfalta bakıyordum.Cümlelerini bitirdi.Net bir şey söylememişti ama umut vardı.Gecenin kör karanlığı olmasına rağmen başımı kaldırınca ufukta Umut Güneşi vardı,uzaklarda bir tepede,yolları aydınlatan lambalarla iç içe geçmişti.Tepenin karanlığı,onu yer yer delen yol lambaları ve onların arasından sadece sevgilere,aşklara görünen güneş.
Arabalar daha sık geçiyordu ve motor sesleri iyice artmaya başlamıştı.Gecenin geç sayılabilecek bir saatinde bu kadar çok araba geçmesi beni şaşırtmıştı.Kimse konuşmuyordu.Sadece yürüyorduk hedefe doğru,kaldığımız evlere doğru.Gecenin ilk saatlerinde hava gayet güzel,ılık olmasına rağmen şu dakikalarda rüzgar çıkmış soğuk,gökyüzüne hakim olmaya başlamıştı.Hala yürüyorduk.Soğuk olduğunu söyledim o da onayladı.En azından bir şey söylüyordu.Ya sinirlenip hiç birşey söylemeseydi o gün ki gibi?Böylesi daha iyiydi kesinlikle.Evlere doğru yaklaşmaya başlamıştık.Durdurdum.Kararsızlık ne olacak,peki beklemeliydim.Kesin cevabını düşündükten sonra verecekti.Evet düşünmek iyiydi pat diye alelacele bir karar vermektense,ölçüp biçmek,doğruları,güzellikleri görmek daha makuldu.Tam dönüp gitmeden iyi geceler dileğinden hemen önce çok küçük bir zaman zarfında yüzüne sıcacık bir gülümseme yayıldı ve gitti.Ağaçların arasındaki yoldan karanlığa uzanmaya başladı.Gözden kaybolana dek arkasından baktım,hareketsizce.İçeri girdi ve yokoldu.
1 Nisan 2010 Perşembe
Mersin Notları (Gezdim Gördüm)
Mersin'e gece gittiğim için giderken yolları göremedim.Ulusoy gerizekalı otobüs firması beni Tarsus'ta indirdi Mersin'e servisle geçtik baya yorucuydu benim için,otogarda dayım ve Çağatay beni karşıladı.
-Mersin'in yolları hiç iyi durumda değil yamalar,çukurlar,tümsekler... arabaların anası ağlıyor.
-Şehiriçindeki yolcu taşıyan otobüsler-otobüs denilmez aslında midibüs- eski model.Çoğunun önünde ve direksiyonunda Mercedes işareti olmasına rağmen gerçek markası Güleryüz (Bursa'da üretimi yapılan Türk Malı otobüs firması).Niye Mercedes işareti yapıştırmışlar orası da ayrı bir konu millet gerçeği görmüyor mu hem Türk Malı'nı niye saklama gereği duyuyorsunuz.Bir diğer büyük çoğunluğu da yine eski model Iveco'lar oluşturuyor konfor yok denebilir.Eski yeni bütün midibüslerin camında gideceği yerin yanı sıra kocaman harflerle KLİMALI yazısı var.Ama çoğunun kliması yok,yazın nasıl sıcak oluyorsa artık istisnasız bütün otobüsler müşteri çekebilmek için KLİMALI yazısını yazdırmışlar.Iveco'larda bırakın klimayı Allah bilir kalorifer bile yoktur.
-Şehirde gezerken binalardan en dikkat çekeni Metropol denilen bina.Alt kısımları iş yeri üst kısmı da otel olarak kullanılıyor.Tam 52 katlı.4.katında Akdeniz Kaymakamlığı var ben oraya kadar çıktım.
-Metropol'un hemen yanında Kuvayı Milliye isminde bir park var 2005 yılında hizmete açılmış.Tam bir rezillik yuvası.Gece gündüz ayırtetmeksizin açık genelev görevi görüyor.Ordaki banklara oturan kadınların ve erkeklerin amacı herkesçe biliniyor:"Hayat kadınlığı" [Bu tamlaya da uyuz olmuşumdur her zaman:Hayat sana ne yaptı ki vücudunu iffetsizce satıyorsun millete?Çok onurlu bir kelime gibi geliyor kulağa,hayat onun yıllarını almış ama bir o kadar da deneyim vermiş gibi,ama alakası yok.Hayat kadınlığı=Fahişelik.] Kadınların üstlerinden değil ama suratlarındaki nursuzluktan "meslekleri" anlaşılıyor erkeklerin de aynı şekilde hepsinin tipi kirlenmiş.Başörtülü kadınlar bile var rezillik.Parkta Sivil Polisler geziyor ama ne yapıyorlar orası soru işareti.Artık fişliyolar mı bu işi yapanları takip mi ediyorlar bilmiyorum.
-Akdeniz Belediyesi'nin Başkanı DTP'li Fazıl Türk.Ahmet Türk'ün akrabası.Bilboardlarda afişleri var çömelmiş bir kız çocuğuna çiçek veriyor,gülümseyen bir surat ifadesiyle.O çiçek C4 olmasın aman dikkat edin de.
-Sahil şeridi gerçekten güzel Mersin Merkez 15 km sahile sahip ve bayağı da güzelleştirilmiş.Galatasaray,Beşiktaş ve Fenerbahçe isminde birbirine yakın 3 tane park var.Bütün sahil yeşillendirilmiş,palmiyeler dikilmiş,banklar koyulmuş ve en önemlisi de Güzel Sanatlar öğrencilerinin yaptığı heykeller sergilenmiş.Gerçekten her biri el emeği .3 tekerlekli kocaman bisikletle olan fotoğrafım Facebook'ta var dileyen bakabilir.Denizi yer yer kirli,görünen kısmıyla bahsediyorum.Marina'da bazı yerler gördüm ki ekmekler,boş meyve suyu kapları,su şişeleri sanki bir bidon çöpü boşaltmışsınız gibi pislik bir görüntüsü vardı.
-Mersin'ın kızları Akdeniz İkliminden nasibini almış çok çok güzel bayanlar var Allah hepsini sevdiklerine bağışlasın.Yemeyi çok seviyolar sanırım basenler şişmiş büyük çoğunluğunda.Hayatımdaki en güzel bayanı da Mersin'de gördüm bir daha da onun kadar güzel göremem biliyorum.Boyu benim boyuma yakın,24-25 yaşlarında,esmer,saçları beline dek uzanan simsiyah,yüz hatları olabildiğince güzel,kahverengi gözlü,şık giyimli,kulağında yüzük büyüklüğünde kalın küpeleri olan biriydi.(Nasıl süzmüşsem bütün detayları verdim haa,amaa çok güzeldi bee)
-Yemekler konusunda baya meşhur yemekleri var bu sıcak iklimin.Özellikle Tantuni.Yedim ama pek hoşuma gitmedi.Aşırı yağlı ve kullanılan et koyun eti.Sivas'ta ve yaşadığım yerlerde Dana Eti çok kullanıldığı için koyun etine aşina olmayan biriyim.Yağlı ve cıvık-etin sertini severim- olması beni sevdirmedi.Cezerye var sonra tatlı olarak.Havuç,toz şeker ve hindistan cevizinden yapılıyor.Arapça Cezer=Havuç'tan türemiş.İlk yediğimde pek hoşuma gitmemişti ama sonra sonra baya sardı.Ciğerci Bahattin baya ünlü ama ciğer sevmediğim için gitmedim maalesef.Künefe'yi de burda baya güzel yapıyorlar.Özkaymak diye bi yerde yedim çok çok lezzetliydi gerek sıcacık olması gerek eriyip sünen peyniri muazzamdı.
-Mersin'de havalar bu sıra pek dengesiz.Sabah bakıyorsunuz günlük güneşlik.Akşama doğru sahilde otururken başınızın üstünü kara bulutlar sarıyor,rüzgar olabildiğince deli esiyor.
-PKK ile ilgili olaylar genellikle Çay ve Çilek Mahallelerinde oluyormuş.Çay Mahallesini giderken yol üstünde gördüm şehirden soyutlanmış resmen,dışarda pek muntazam olmayan bir mahalle.Kürtlerin çoğunlukla ikamet ettiği bir mahalleymiş,polis giremiyormuş (!) diyor orda yaşayanlar.Ne demek ya istese girer yani bu kadar abartmaya gerek yok,TC sınırları içinde TC polisinin giremediği bir yer olamaz.Seve seve değil,...
-Kozmopolit'in tanımı ancak burada yapılır.72 millet yaşıyor dediler doğrudur.Çarşıya çıktığınızda değişik değişik insanlar görüyorsunuz.Şalvar giyenler genelde Arap oluyorlarmış.Türkler,Kürtler,Aleviler bir sürü farklı milletten insan var.Araplar -benim gördüklerim kadarıyla,bindiğim bir otobüsün şöforu Araptı yakınındaydım diğer bir Arap abisiyle sohbet ediyordu- kendilerini geliştirmişler konuşmaları çok da şiveli değil.Güncel konular hakkında mantıklı,tartışma ortamı içinde konuşuyorlar.
-Kaçakçılığın çok olduğunu söylediler görmediğim için yorum yapmıyorum.Ama çay konusunda biz Seylan çay diyoruz onlar Kaçak çay diyorlar.Bazı tiryakiler var ki Çaykur'un çayını içemiyorlar,Kaçak çay onlar için olmazsa olmaz.Bende içtim,güzel yani çok değişik bir tarafı yok Rize Çayından güzel tadı.
-Mersin'de tarım iklimden dolayı gerçekten gelişmiş.Tarsus'tan gelirken birsürü sera tarzı tarla gördüm üstleri tülbent gibi beyaz birşeyle kapatılmış.İnsanlar Portakal Limon gibi şeyleri çarşıdan pazardan almıyorlar gidip bahçelerden elleriyle topluyorlarmış.
To conclude,Mersin güzel şehir.Yazın aşırı sıcak oluyormuş ama bir de yazın görmek isterim ben,öte yandan Mart Nisan orayı gezmek için ideal aylar sıcaklık yönünde.Kızları güzel,yemekleri ünlü :) Ah bir de şu bahsettiğim rezil olaylar yaşanmasa...
-Mersin'in yolları hiç iyi durumda değil yamalar,çukurlar,tümsekler... arabaların anası ağlıyor.
-Şehiriçindeki yolcu taşıyan otobüsler-otobüs denilmez aslında midibüs- eski model.Çoğunun önünde ve direksiyonunda Mercedes işareti olmasına rağmen gerçek markası Güleryüz (Bursa'da üretimi yapılan Türk Malı otobüs firması).Niye Mercedes işareti yapıştırmışlar orası da ayrı bir konu millet gerçeği görmüyor mu hem Türk Malı'nı niye saklama gereği duyuyorsunuz.Bir diğer büyük çoğunluğu da yine eski model Iveco'lar oluşturuyor konfor yok denebilir.Eski yeni bütün midibüslerin camında gideceği yerin yanı sıra kocaman harflerle KLİMALI yazısı var.Ama çoğunun kliması yok,yazın nasıl sıcak oluyorsa artık istisnasız bütün otobüsler müşteri çekebilmek için KLİMALI yazısını yazdırmışlar.Iveco'larda bırakın klimayı Allah bilir kalorifer bile yoktur.
-Şehirde gezerken binalardan en dikkat çekeni Metropol denilen bina.Alt kısımları iş yeri üst kısmı da otel olarak kullanılıyor.Tam 52 katlı.4.katında Akdeniz Kaymakamlığı var ben oraya kadar çıktım.
-Metropol'un hemen yanında Kuvayı Milliye isminde bir park var 2005 yılında hizmete açılmış.Tam bir rezillik yuvası.Gece gündüz ayırtetmeksizin açık genelev görevi görüyor.Ordaki banklara oturan kadınların ve erkeklerin amacı herkesçe biliniyor:"Hayat kadınlığı" [Bu tamlaya da uyuz olmuşumdur her zaman:Hayat sana ne yaptı ki vücudunu iffetsizce satıyorsun millete?Çok onurlu bir kelime gibi geliyor kulağa,hayat onun yıllarını almış ama bir o kadar da deneyim vermiş gibi,ama alakası yok.Hayat kadınlığı=Fahişelik.] Kadınların üstlerinden değil ama suratlarındaki nursuzluktan "meslekleri" anlaşılıyor erkeklerin de aynı şekilde hepsinin tipi kirlenmiş.Başörtülü kadınlar bile var rezillik.Parkta Sivil Polisler geziyor ama ne yapıyorlar orası soru işareti.Artık fişliyolar mı bu işi yapanları takip mi ediyorlar bilmiyorum.
-Akdeniz Belediyesi'nin Başkanı DTP'li Fazıl Türk.Ahmet Türk'ün akrabası.Bilboardlarda afişleri var çömelmiş bir kız çocuğuna çiçek veriyor,gülümseyen bir surat ifadesiyle.O çiçek C4 olmasın aman dikkat edin de.
-Sahil şeridi gerçekten güzel Mersin Merkez 15 km sahile sahip ve bayağı da güzelleştirilmiş.Galatasaray,Beşiktaş ve Fenerbahçe isminde birbirine yakın 3 tane park var.Bütün sahil yeşillendirilmiş,palmiyeler dikilmiş,banklar koyulmuş ve en önemlisi de Güzel Sanatlar öğrencilerinin yaptığı heykeller sergilenmiş.Gerçekten her biri el emeği .3 tekerlekli kocaman bisikletle olan fotoğrafım Facebook'ta var dileyen bakabilir.Denizi yer yer kirli,görünen kısmıyla bahsediyorum.Marina'da bazı yerler gördüm ki ekmekler,boş meyve suyu kapları,su şişeleri sanki bir bidon çöpü boşaltmışsınız gibi pislik bir görüntüsü vardı.
-Mersin'ın kızları Akdeniz İkliminden nasibini almış çok çok güzel bayanlar var Allah hepsini sevdiklerine bağışlasın.Yemeyi çok seviyolar sanırım basenler şişmiş büyük çoğunluğunda.Hayatımdaki en güzel bayanı da Mersin'de gördüm bir daha da onun kadar güzel göremem biliyorum.Boyu benim boyuma yakın,24-25 yaşlarında,esmer,saçları beline dek uzanan simsiyah,yüz hatları olabildiğince güzel,kahverengi gözlü,şık giyimli,kulağında yüzük büyüklüğünde kalın küpeleri olan biriydi.(Nasıl süzmüşsem bütün detayları verdim haa,amaa çok güzeldi bee)
-Yemekler konusunda baya meşhur yemekleri var bu sıcak iklimin.Özellikle Tantuni.Yedim ama pek hoşuma gitmedi.Aşırı yağlı ve kullanılan et koyun eti.Sivas'ta ve yaşadığım yerlerde Dana Eti çok kullanıldığı için koyun etine aşina olmayan biriyim.Yağlı ve cıvık-etin sertini severim- olması beni sevdirmedi.Cezerye var sonra tatlı olarak.Havuç,toz şeker ve hindistan cevizinden yapılıyor.Arapça Cezer=Havuç'tan türemiş.İlk yediğimde pek hoşuma gitmemişti ama sonra sonra baya sardı.Ciğerci Bahattin baya ünlü ama ciğer sevmediğim için gitmedim maalesef.Künefe'yi de burda baya güzel yapıyorlar.Özkaymak diye bi yerde yedim çok çok lezzetliydi gerek sıcacık olması gerek eriyip sünen peyniri muazzamdı.
-Mersin'de havalar bu sıra pek dengesiz.Sabah bakıyorsunuz günlük güneşlik.Akşama doğru sahilde otururken başınızın üstünü kara bulutlar sarıyor,rüzgar olabildiğince deli esiyor.
-PKK ile ilgili olaylar genellikle Çay ve Çilek Mahallelerinde oluyormuş.Çay Mahallesini giderken yol üstünde gördüm şehirden soyutlanmış resmen,dışarda pek muntazam olmayan bir mahalle.Kürtlerin çoğunlukla ikamet ettiği bir mahalleymiş,polis giremiyormuş (!) diyor orda yaşayanlar.Ne demek ya istese girer yani bu kadar abartmaya gerek yok,TC sınırları içinde TC polisinin giremediği bir yer olamaz.Seve seve değil,...
-Kozmopolit'in tanımı ancak burada yapılır.72 millet yaşıyor dediler doğrudur.Çarşıya çıktığınızda değişik değişik insanlar görüyorsunuz.Şalvar giyenler genelde Arap oluyorlarmış.Türkler,Kürtler,Aleviler bir sürü farklı milletten insan var.Araplar -benim gördüklerim kadarıyla,bindiğim bir otobüsün şöforu Araptı yakınındaydım diğer bir Arap abisiyle sohbet ediyordu- kendilerini geliştirmişler konuşmaları çok da şiveli değil.Güncel konular hakkında mantıklı,tartışma ortamı içinde konuşuyorlar.
-Kaçakçılığın çok olduğunu söylediler görmediğim için yorum yapmıyorum.Ama çay konusunda biz Seylan çay diyoruz onlar Kaçak çay diyorlar.Bazı tiryakiler var ki Çaykur'un çayını içemiyorlar,Kaçak çay onlar için olmazsa olmaz.Bende içtim,güzel yani çok değişik bir tarafı yok Rize Çayından güzel tadı.
-Mersin'de tarım iklimden dolayı gerçekten gelişmiş.Tarsus'tan gelirken birsürü sera tarzı tarla gördüm üstleri tülbent gibi beyaz birşeyle kapatılmış.İnsanlar Portakal Limon gibi şeyleri çarşıdan pazardan almıyorlar gidip bahçelerden elleriyle topluyorlarmış.
To conclude,Mersin güzel şehir.Yazın aşırı sıcak oluyormuş ama bir de yazın görmek isterim ben,öte yandan Mart Nisan orayı gezmek için ideal aylar sıcaklık yönünde.Kızları güzel,yemekleri ünlü :) Ah bir de şu bahsettiğim rezil olaylar yaşanmasa...
31 Mart 2010 Çarşamba
Dede
Murat'la akşam buluşup Kızılay'da gezdik.Saat 11e yaklaşırken ben "Hadi gidelim artık." dedim.Minibüs duraklarına doğru gittik.Minibüse binmedik,kapının önünde dışarda sohbet ediyorduk,minibüsün önünde şöforler oturmuş sohbet ediyolardı.Kulağıma "Sivas,Sivaslı" lafı çalındı.Şöforlere yaklaştım.O sırada 70 yaşını geçkin üstünde ince sayılabilecek bir kazak ve kazağın üstünde siyah yelek olan pantolonu baya eskimiş rengi solmuş kahverengi ayakkabıları ise yırtılmaya yakın bir dede geldi.Kelimelerin üstüne basa basa "Ben Sivas'ın Kangal İlçesinin Alacahan kazasının ... köyündeyim."dedi.Şöforlerden biri gel otur diyerek dedeye tabureyi verdi.Dedenin aklı yerindeydi bir sorun yoktu,tek sorun cebinde parası olmamasıydı.Dilencilik gibi bir durum da kesinlikle söz konusu değildi.Dede "Burası neresi,ben bilmiyorum." dedi,yine aynı yardımsever şöfor "Ankara burası dayı,Kızılay'ın göbee (göbeği) bilmiyor musun?" dedi.Dede elini başına sardı şaşkınlık ve üzüntü arası bir hali vardı.Şöforlerden biri "Karnın aç mı dayı?" dedi o da evet anlamında başını salladı.Bir tane şöfor gidip arabasından 5 lira alıp dedeye verdi."Şurda köfteci var köşede git orada karnını doyur."dedi.Dede Sivas'a gidecekti ama Aşti'ye nasıl gideceğini bilmiyordu.Yanında konuştukları minibüsü kastederek"Bu araba Sivas'a gider mi?" diye sordu.Şöforler "Yok dayı sen Aşti'ye gideceksin,ordan kalkıyor arabalar." dedi."Aştiye nasıl giderim?." (Aynı yardımsever şöfor) "Ben seni yakınında bırakırım ordan gidersin."Bir tane minibüs şöforu kolundan tutup yardım ederek dedeyi köfteciye götürdü.
Yardımsever şöfor bizim dolmuşun şöforu çıktı.Hafif kısa boylu kilolu 40 yaşını aşmış güzel yüzlü bir abiydi.Minibüs dolunca hareket etti.Birkaç metre gidip köşeyi dönünce durdu,köftecinin tam karşısındaydı ama aradaki minibüsler görmesini engelliyordu dedeyi.Pencereyi açıp "Orda yemek yiyen Sivaslı dayı var,onu çağırsana" diyip aradaki minibüs şöforune seslendi.Her "Sivas" lafı geçince sanki yüreğime bir hançer saplanıyordu,hemşehrime dedeme yardım etmek istiyordum.Birkaç dakika sonra minibüslerin arasından dede göründü.Ben yer vermek için ayağa kalktım o görmedi kapının yanında baya ufak pembe bir tabure var oraya çöktü.Hemen karşımda olan dedeyi daha yakından görüyordum,bitkindi,burnunun üstünde kan toplamış çizikler vardı.Hali içler acısıydı.Şöforle konuşmaya başladılar
Şöfor:
-Burda kimin kimsen yok mu dayı?
-Köyde kaynanam var.
-Kaynanayı ne yapacan bırak kaynanayı.
-Yemeğini yedin mi?
-Yok yahu acele ettim diye yiyemedim.Dede yemeğe gittikten sadece birkaç dakika sonra minibüs kalkmıştı,yiyememesi gayet normaldi.Ağlayacak durumdaydım boğazıma bir hıçkırık düğümlenmişti. Kim bilir kaç saattir açtı.
-Bu araba nereye gidiyor,diye sordu dede.
-Odtü'ye gidiyor Odtü'ye.
-Heh tamam işte orda ineyim ben.
-Odtü'de ne yapacaksın dayı ben seni otogarda indirecem işte.
-Allah Razı Olsun senden beni götürüyon Aşti'ye.Orası sıcaktır sabahaçe (sabaha kadar) orda kalırım.Param da yok cebimde.Otobüse binecektim param yok diye kimse almadı.(Beynime bir hançer)
-Cümlemizden razı olsun dayı,evet almazlar paran yoksa.
Milli Kütüphane'ye yaklaşmıştık.Şöfor çıkardı dedeye 5 lira daha verdi,yemek yersin dayı dedi.Dede tekrar şöfore rıza duası etti.Bahçeli'de minibüs doldu ayakta falan yolcu vardı.
Aşti kavşağına gelince şöfor:
-Sivaslı Dayı! diye seslendi.
-Buyur,dedi dede.Artık yüzünü göremiyordum ayaktakiler görüş açımı kapatmıştı.
-Burda ineceksin şurdan yürüyüp Aşti'ye gideceksin,dedi.
-Allah razı olsun yavrum.Artık param da var yemek de yerim.Öyle içten öyle samimi bir sesle söylemişti ki sesi mutlu olan küçük çocuklar gibi gelmişti kulaklara.
Son cümleye hitaben minibüste gülüşmeler oldu,başımdan aşağı kaynar sular dökülüyordu.Acıma ve alay karışımı bir durum vardı ortada.Lanet olsun ki "Dalga geçilecek bi durum yok gerizekalılar" diye bağıramadım.Dayı indi arabadan şöfor hareket etti.Gülüşmeler üzerine "Gariban yardım etmek lazım."dedi şöfor.
Çok utanıyorum.Dedeye çıkarıp bir 20 lira da ben verip,Bende Sivaslıyım dedem,nerden geldin nasıl geldin,niye geldin hemşehrim canım toprağım atam, diye soramadım.Al bu parayla karnını doyur Sivas'a git diyemedim.Derdine derman olamadım seyrettim onu sadece.Şöfor Sivaslı lafını her telaffuz ettiğinde ölüp ölüp diriliyordum.Sanki benim dedemdi karşıdaki bitkin o soğukta üstünde birkaç parça eşyası olan yaşlı.Azarlayamadım o minibüsteki öküzleri.(Dede gidip minibüsten inenler olunca o gülüşenlerden biri ön koltuğuma oturdu ve o benim arkadaşım!)
Minibüs artık bana zindan olmuştu zaten doluydu nefes alamıyordum başımı pencereye dayayıp sadece dedeyi düşünüyordum,halini durumunu düşünüyordum.Ona yardımcı olan şöfor abiyi düşündüm.O gece yatağa girene dek dedeyi düşündüm.Aşti'ye mi gitsem dedim saat 12,5'a yaklaşıyordu Ulus dolmuşları zaten akşam 6 dan sonra gelmiyordu,417 nin de saati geçmişti.Taksiye atlasam cebimde yanlızca 5 lira nakit vardı.Ankara-Sivas arabaları günde 2 kez kalkar biri 16:30'da diğeri 24:00'de.Tek avuntum dedenin 24:00 arabasıyla Sivas'a gitme şansıydı.
Ben eğer ki Allah kısmet eder de maddi durumum yerinde olursa yaşlılara,bakıma muhtaçlara,kimsesizlere,darda kalanlara yardım edeceğim.Bunu reklam olsun diye değil söz olsun gün gelip de ben bunları yazdım yerine getirmem lazım diye söylüyorum.
Allah o dedeye yardım etsin sağ salim Sivas'a gitsin de vatanında yurdunda daha iyi koşullar altında yaşasın kurda kuşa yem olmasın bu kocaman şehirde (Amin)
Boğazım düğümlendi ağlasam keşke.
Yardımsever şöfor bizim dolmuşun şöforu çıktı.Hafif kısa boylu kilolu 40 yaşını aşmış güzel yüzlü bir abiydi.Minibüs dolunca hareket etti.Birkaç metre gidip köşeyi dönünce durdu,köftecinin tam karşısındaydı ama aradaki minibüsler görmesini engelliyordu dedeyi.Pencereyi açıp "Orda yemek yiyen Sivaslı dayı var,onu çağırsana" diyip aradaki minibüs şöforune seslendi.Her "Sivas" lafı geçince sanki yüreğime bir hançer saplanıyordu,hemşehrime dedeme yardım etmek istiyordum.Birkaç dakika sonra minibüslerin arasından dede göründü.Ben yer vermek için ayağa kalktım o görmedi kapının yanında baya ufak pembe bir tabure var oraya çöktü.Hemen karşımda olan dedeyi daha yakından görüyordum,bitkindi,burnunun üstünde kan toplamış çizikler vardı.Hali içler acısıydı.Şöforle konuşmaya başladılar
Şöfor:
-Burda kimin kimsen yok mu dayı?
-Köyde kaynanam var.
-Kaynanayı ne yapacan bırak kaynanayı.
-Yemeğini yedin mi?
-Yok yahu acele ettim diye yiyemedim.Dede yemeğe gittikten sadece birkaç dakika sonra minibüs kalkmıştı,yiyememesi gayet normaldi.Ağlayacak durumdaydım boğazıma bir hıçkırık düğümlenmişti. Kim bilir kaç saattir açtı.
-Bu araba nereye gidiyor,diye sordu dede.
-Odtü'ye gidiyor Odtü'ye.
-Heh tamam işte orda ineyim ben.
-Odtü'de ne yapacaksın dayı ben seni otogarda indirecem işte.
-Allah Razı Olsun senden beni götürüyon Aşti'ye.Orası sıcaktır sabahaçe (sabaha kadar) orda kalırım.Param da yok cebimde.Otobüse binecektim param yok diye kimse almadı.(Beynime bir hançer)
-Cümlemizden razı olsun dayı,evet almazlar paran yoksa.
Milli Kütüphane'ye yaklaşmıştık.Şöfor çıkardı dedeye 5 lira daha verdi,yemek yersin dayı dedi.Dede tekrar şöfore rıza duası etti.Bahçeli'de minibüs doldu ayakta falan yolcu vardı.
Aşti kavşağına gelince şöfor:
-Sivaslı Dayı! diye seslendi.
-Buyur,dedi dede.Artık yüzünü göremiyordum ayaktakiler görüş açımı kapatmıştı.
-Burda ineceksin şurdan yürüyüp Aşti'ye gideceksin,dedi.
-Allah razı olsun yavrum.Artık param da var yemek de yerim.Öyle içten öyle samimi bir sesle söylemişti ki sesi mutlu olan küçük çocuklar gibi gelmişti kulaklara.
Son cümleye hitaben minibüste gülüşmeler oldu,başımdan aşağı kaynar sular dökülüyordu.Acıma ve alay karışımı bir durum vardı ortada.Lanet olsun ki "Dalga geçilecek bi durum yok gerizekalılar" diye bağıramadım.Dayı indi arabadan şöfor hareket etti.Gülüşmeler üzerine "Gariban yardım etmek lazım."dedi şöfor.
Çok utanıyorum.Dedeye çıkarıp bir 20 lira da ben verip,Bende Sivaslıyım dedem,nerden geldin nasıl geldin,niye geldin hemşehrim canım toprağım atam, diye soramadım.Al bu parayla karnını doyur Sivas'a git diyemedim.Derdine derman olamadım seyrettim onu sadece.Şöfor Sivaslı lafını her telaffuz ettiğinde ölüp ölüp diriliyordum.Sanki benim dedemdi karşıdaki bitkin o soğukta üstünde birkaç parça eşyası olan yaşlı.Azarlayamadım o minibüsteki öküzleri.(Dede gidip minibüsten inenler olunca o gülüşenlerden biri ön koltuğuma oturdu ve o benim arkadaşım!)
Minibüs artık bana zindan olmuştu zaten doluydu nefes alamıyordum başımı pencereye dayayıp sadece dedeyi düşünüyordum,halini durumunu düşünüyordum.Ona yardımcı olan şöfor abiyi düşündüm.O gece yatağa girene dek dedeyi düşündüm.Aşti'ye mi gitsem dedim saat 12,5'a yaklaşıyordu Ulus dolmuşları zaten akşam 6 dan sonra gelmiyordu,417 nin de saati geçmişti.Taksiye atlasam cebimde yanlızca 5 lira nakit vardı.Ankara-Sivas arabaları günde 2 kez kalkar biri 16:30'da diğeri 24:00'de.Tek avuntum dedenin 24:00 arabasıyla Sivas'a gitme şansıydı.
Ben eğer ki Allah kısmet eder de maddi durumum yerinde olursa yaşlılara,bakıma muhtaçlara,kimsesizlere,darda kalanlara yardım edeceğim.Bunu reklam olsun diye değil söz olsun gün gelip de ben bunları yazdım yerine getirmem lazım diye söylüyorum.
Allah o dedeye yardım etsin sağ salim Sivas'a gitsin de vatanında yurdunda daha iyi koşullar altında yaşasın kurda kuşa yem olmasın bu kocaman şehirde (Amin)
Boğazım düğümlendi ağlasam keşke.
22 Mart 2010 Pazartesi
Oku Bunu Odtü!
Odtü'de o kadar eylem oldu,afişler asıldı,bildiriler dağıtıldı,toplanılıp yürüyüş yapıldı götüboktan işler için,yok Melih Gökçek zamlarını protesto için yürüyelim her yere afiş,arkadaşlarımız tutuklandı onlara destek için yürüyelim,yok İhsan Doğramacı öldü YÖK'u kurdu katsayıyı getirdi eğitim sistemini baltaladı diye afiş astılar hadi yürüyelim,Nevruz geldi Biji Newroz diye el ilanı dağıtıp afiş astılar,akşam ateş yakıp halay çektiler,yok bugün dünya kadınlar günü her yere afiş,yok Van Gezisi var afiş,yok Galatasaray-Fenerbahçe maçına gidiyoruz afiş..
Ama ben hiç bir yerde görmedim ki 18 Mart'ta Çanakkale için asılan bir ilan veya dağıtılan el ilanı oldu.Etkinlik vs olayını zaten geçtim anma günü veya Çanakkale'ye gezi vs.Bu kadar mı unuttunuz tarihinizi,sizin için toprağa düşmüş askerleri?Üstte yazdığım olaylardan daha değersiz bir durumdan mı bahsediyorum?
Sizin gibiler için mi 250.000 kişi canını dişine takarak bu yurdu kurtarmaya çalıştı,Çanakkale'yi geçirmedi 15 yaşında gençler boşuna mı cephede savaştı?Boru değil şu anki Balıkesir il nüfusundan bahsediyoruz,anlama kabına sokmak için söylüyorum 250.000
Yazıklar olsun!Devrimci Gençlik millet memleket meselesinde hemen örgütlenir,afiş dağıtır,eylem yapılır ama gün gelir ki tarihimizdeki en önemli savaşlardan birini hatırlamaz?Sözüm yanlızca onlara değil tabiki Odtü'de 18 Mart,19 Ocak kadar hatırlanmadı sözüm bunu anlayanlara!
İsterdim ki o renkli alacalı bulacalı göz alan afişleriniz gibi Çanakkale Savaşı'nda destan yazan dedelerimizin resimleriyle donatsaydınız duvarları,millet 18 Mart deyince "Noldu ki 18 Mart'ta?" demeseydi.18 Mart sıradan bir gün gibi geçmeseydi kampüs içinde.Beyin yıkayan öykülerinizi değil de Kahramanlık Destanımızı anlatsaydı gençler birbirine afişlerden bakarak ,bir gün bile olsa.
Eşitlik,Hak,Adalet! Tarihinize eşit değilsiniz ki be arkadaşım neyinize inanalım!Gidin Karl Marx'ın doğum gününü kutlayın.Happy Birthday Lenin!
Utanıyorum.
Ama ben hiç bir yerde görmedim ki 18 Mart'ta Çanakkale için asılan bir ilan veya dağıtılan el ilanı oldu.Etkinlik vs olayını zaten geçtim anma günü veya Çanakkale'ye gezi vs.Bu kadar mı unuttunuz tarihinizi,sizin için toprağa düşmüş askerleri?Üstte yazdığım olaylardan daha değersiz bir durumdan mı bahsediyorum?
Sizin gibiler için mi 250.000 kişi canını dişine takarak bu yurdu kurtarmaya çalıştı,Çanakkale'yi geçirmedi 15 yaşında gençler boşuna mı cephede savaştı?Boru değil şu anki Balıkesir il nüfusundan bahsediyoruz,anlama kabına sokmak için söylüyorum 250.000
Yazıklar olsun!Devrimci Gençlik millet memleket meselesinde hemen örgütlenir,afiş dağıtır,eylem yapılır ama gün gelir ki tarihimizdeki en önemli savaşlardan birini hatırlamaz?Sözüm yanlızca onlara değil tabiki Odtü'de 18 Mart,19 Ocak kadar hatırlanmadı sözüm bunu anlayanlara!
İsterdim ki o renkli alacalı bulacalı göz alan afişleriniz gibi Çanakkale Savaşı'nda destan yazan dedelerimizin resimleriyle donatsaydınız duvarları,millet 18 Mart deyince "Noldu ki 18 Mart'ta?" demeseydi.18 Mart sıradan bir gün gibi geçmeseydi kampüs içinde.Beyin yıkayan öykülerinizi değil de Kahramanlık Destanımızı anlatsaydı gençler birbirine afişlerden bakarak ,bir gün bile olsa.
Eşitlik,Hak,Adalet! Tarihinize eşit değilsiniz ki be arkadaşım neyinize inanalım!Gidin Karl Marx'ın doğum gününü kutlayın.Happy Birthday Lenin!
Utanıyorum.
2 Şubat 2010 Salı
Ankara Rehberi
1.Yeni başlayanlar için Ankara AŞTİ dir . (bkz: AŞTİ )2. Soğuğun içine işlediği anda başını kaldırıp etrafta denizi aramazisen kolay alışırsın.madde
1: Ankara'da deniz yoktur. Deniz kenarında bir kentte bir şekilde bulunmuşsan, denizi seviyorsan, Ankara'yı kısa vadede sevemeyeceksin, hiçkasma. Yine de çeneni kapa, Ankara iyi güzel de denizi yok abi beakabilinden düşüncelerini kendine sakla, bu muhabbetleri defalarca kez duymuş olan Ankaralılar pek sevecen davranmazlar, sıcak yaklaşmazlar.Baygınlık verirsiniz. Yapmayın etmeyin gözünüzü seveyim.
madde 2: Ankara'yı Istanbul ile, Izmir ilekıyaslamaya kalkmayın, bu da sevilmez, hele Izmir karşılaştırması tiksinti yaratır. Yok kordon vardı yok çiğdem vardı bilmemne..Gölbaşı'nda denize dökerler adamı allahama..
madde 3: Ankara'da kış soğuk geçer. Rüzgarıkeser, ayazı süründürür. Kalın giyinin, bere ve eldiven edinin; öğlen dışarı çıkıyorsanız ve geç saatlerde dışarda bulunmanız gerekeceksehavaya aldanmayın. Coğrafya dersinde karasal iklim için neler söylerdinizonları hatırlayın. Ya da en iyisi bir gece iliklerinize kadar üşüyün, sonra gece-gündüz sıcaklığı arasındaki büyük farklı anlayın.
madde 4: Çinçin mahallesi denilen yere gecegitmeyin. Gündüz de gitmeyin. Illa gidecem ben gezerim görürüm hoplarımzıplarım diyorsanız, en fiyakalı, en pahalı giysilerinizi giyin, telefonunuzu boynunuza asın öle gidin.
madde 5: Ankara' da deniz yoktur. Alışın..
madde 6: Elektronik malzeme, korsan cd falan arıyorsanız Kızılay'davakit kaybetmeyin, Teknosa arayıp kazık yemeyin, Maltepe Pazarı'nı öğrenin. Ben öğrenciyim abi sözünü motto bilin, her alışverişte işeyarar.
madde 7: Öğrenciyseniz, kendi evinizdekalacaksanız, bir şekilde itfaiye meydanı na gidin, dibine kadararaştırın, az parayla süper ev nasıl döşenir görün. Ya da beni çağırın göstereyim.
madde 8: Atakule'de bir halt yok, boşunameraklanmayın, Çankaya'ya sırf Atakule için tırmanmayın. Ha eğer ben illabozkır manzarası görecem edecem diyip de gidecekseniz, hemen aşağıdaki Botanik Parkına da uğrayın.
madde 9: Ankara da deniz yoktur. Deniz aramayın.
madde 10: Metro'ya girin, kaybolun, ama alışverişyapmayın.
madde 11: ODTÜ, Bilkent, Hacettepe yahut Başkentüniversitesi öğrencisi iseniz, araba almayın, otobüs ve servisi tercihedin. Eskişehir yolunun her sabah yaşadığı tıkanıkta tuzunuz bulunmasın.Sizin yüzünüzden sınava geç kalmayayım. Lütfen.
madde 12: Banliyö trenleri güvenlidir, çekinmeyin kullanın. Sincanlı ezik büzük gençlerle muhatap olmayın.
madde 13: Kaybolursanız kimseye asla ve kat'a yolsormayın. Sorduğunuz her yüz kişiden kırkı gitmemeniz gereken yönü, otuzubambaşka bir tarafı gösterir, kalan otuz da bilmiyorum abi ben buraların yabancısıyım der. Karanfil Sokak'ta Sağlık Bakanlığı nerede diyesorarsınız, adamı Kocatepe Camii'ne çıkarırlar, yapmadıkları şeydeğildir. Harita edinin.
madde 14: ODTÜ'lü değilseniz, ODTÜ kampüsüne girmeniz, Alcatraz'dan kaçmanız kadar meşakkatli bir meseledir, bunubilin. Israrcı iseniz, risk alın ve Güvenpark'tan kalkan ODTÜminibüslerinden birine binin, kampüse girişte kimlik soran görevliminibüse girdiğinde, kendinizden emin bir şekilde adamın gözlerine sen benim kim olduğumu biliyor musun bakışı atın. Işe yarayabilir. (sonrasıgelen düzenleme: ne yaparsanız yapın, gerekirse ormana dalıngirin ama kimlik diye topkek ambalajı, kupa sekizlisi göstermeyin)
madde 15: Ankara'da deniz yok. Yok ulan işte, yok!
madde 16: Ulus pek sevilen bir yer değildir. Eskimeclis binasının burada bulunması Ulus'u güzel kılmaz. Zamanlagöreceksiniz ki, Ulus'u hiçbir şey güzel kılmaz, kılamaz; olabilemez.Ulus'tan ve arka sokaklarından uzak durun.
madde 17: En popüler buluşma mekanları olanKızılay Gima'yı ve Dost Kitabevi'ni öğrenin.
madde 18: Tunalı Hilmi Caddesi demeyin. Ankaralılar -muhtemelenHilmi'nin güzel bir isim olmadığını düşünüyor olduklarından- direkman Tunalı derler. Siz de Tunalı diyin.
madde 19: Ankaragücü taraftarı çirkef vekalabalık, Gençlerbirliği taraftarı az sayıda ve enteldir. Kalabalık birAnkaragücü taraftar grubu görürseniz sakının. Laf atarlarsa karşılık vermeyin. Tek kişi bile olsa, iki dakika içersinde sürüyle adam toplayıppeşinizden koşturabilir. Büyükşehir Belediyespor'un taraftarı yoktur,olduğunu iddia eden olursa gülün geçin. Nanik yapın.
madde 20: "Boş yere ağlama, kalbini bağlama, Ankara kızlarına" şarkısını öğrenin, sık sık söyleyin.
madde 21: Ankara'da en güzel mevsim sonbahardır.Tadını çıkarın.
madde 22: Trafikte taş düşemez ama milletvekiliçıkabilir. Kırmızı ışıkta sizi bekletebilir. Hazırlıklı olun.
madde 23: Gazi üniversitesi'nin IIBF dışındaki bir fakültesinegidecekseniz temkinli olun, eli tespihli takım elbiseli tiplerle saçınız,sakalınız, küpeniz üzerine bir konuşma yapmaya hazır olun. Adamlarla papaz olmayın.
madde 24: Gece ondan on birden sonra sokaklardakimseciklerin kalmaması normaldir, kimyasal bomba neyim atılmamış,insanlar sığınağa kaçarcasına bir anda ortalıktan kaybolmamışlardır,olağan bir durumdur bu. Sakin olun, panik yapmayın.
madde 25: Cadde ortasında düğün dernek görürsenşaşırma, bilmediğin Ankara havalarında da oynama. (bkz: düz oyun) (bkz:kaşıklı oyun) (bkz: okuntu)
3. Nerede olursanız olun aşağıya doğru indiğinizde Kızılay'a çıkarsınız. Pek çok yere yürüyerek gidebilirsiniz, kaybolmak gibi birşansınız yoktur, bunu unutmayın. "Aha nerdeyim lan ben?" dediğinizdeUlus'tasınızdır, panik yapmaya gerek yok, Bentderesi'ne doğru gitmediğinizden emin olduktan sonra, hızla metroya ulaşabilirsiniz,müzelerin biraz aşağısındadır. Büyük Tiyatro'yu sorup, entel görünümünegirmeyin, Itfaiyeciler Çarşısı'nı sorun, kimse sizi kandırmasın. Samanpazarı da olabilir. Ulus dışında Ankara'da hiçbir yerde absürd birdurumla karşılaşmazsınız. Etrafınızda, gözünüzü nereye çevirdiyseniz birrobocopa çarptıysa Kızılay'dasınız demektir., Eylem yapılacak anlamındadır bu. Korkmayın. Yine, bir avuç eylemci için 4 otobüs robocop,çevik kuvvet inmiştir. "Bu kadar polisi nereye göndersin kardeşim budevlet?!" mantığıyla öyle bakınır dururlar o polisler. Sonra SSK Işhanı ve Sakarya alkol mekanlarıdır. En berbat birahanelerden tutun meyhane veclub ortamlarının hepsi vardır oralarda. Ankara'da güz bambaşkadır.Özellikle, kalabalığı seviyorsanız, Yüksel caddesinde, tenhalığı seviyorsanız, Bahçeli 7. cadde hariç her caddesinde ve Tandoğan'ın ara sokaklarında turlarsanız, bir aylığına bu şehrisevebilirsiniz belki. Onun dışında bürokrasi hemen her zaman kendisinihissettirir de bir tek Sakarya caddesine uğramaz gibi gelir bana.
4. Ankara melankoliktir, ekim güzeldir. (bkz: 22 yıldır bu şehriyaşayanlar için Ankara)
5. Ankara'ya geldik Laila' ya gidelim diye gazlara geldiyseniz 1şişe viski için 300 milyon, bir bira için 20 milyon gibi fiyatlara hazırlıklı olun. Armada ile Migros alışveriş merkezi eşittir ama Migrosalışveriş merkezi biraz daha eşittir. (bkz: mudo) Bilkent'e yolunuzdüşerse Marakesh'e uğrayın. Metroya binerken her zaman ve her zaman, mutlaka inenlere yol verin. Inen ve binenlerin toplu çemkirmelerine maruzkalmayın. Metro ve Ankaray'ı karıştırmayın. Ikisi de Kızılay'da kesişir;Ankaray Aşti'ye gider, metro ise Akköprü* ve Batıkent tarafına. Kar-buz çok olur lütfen dikkatli adımlarla yürüyün.
6. Ankara'daki yürüyen merdiven adabında acelesi olmayan vatandaşsağda dursun diye bir kural yoktur. Yürüyen merdivene bineceksenizyürümeyin, durun zira merdiven zaten sizin için yürümektedir.
7. Kavaklıdere, Ayrancı mevkilerine belediye otobüslerinebindiğinizde fark edeceksiniz ki otobüsün yaş ortalaması 65-70civarlarındadır. Korkmayın takım elbiselerle otobüse binmenize gerek yokherkes öyle biniyor diye.
8. Genelkurmay önünde ayakkabınızı bağlamak üzere durmayın. makinalıtüfek doğrultuyorlar. (bkz: biz burda yabancıları sevmeyiz)
9. - "Hocam"a alışın, bu lafı duyunca kendinizi hoca gibihissetmeyin. Bir Ankara klasiğidir, özellikle üniversite kampüslerinde güvenlik görevlileri öğrencilere, taksi şoförleri güvenliğe, büfecilerbüfecilere, kısaca herkes herkese hocam der. Ayrıca taksi şoförüüniversiteli olduğunuzu anladığı anda hocam diye hitap eder size. Hocadeğilsiniz, Ankaralısınız.
- Eğer yere tükürür veya otobüste yellenirseniz kimse birşeydemez, ama ters yöne girerseniz ya da yanlışlıkla metronun inmeplatformundan binerseniz (ki Ankaray'dan Metro'ya geçecekseniz tüm oklarinme platformunu gösteriyor) küfür yersiniz. Garip prensipleri olan birşehirdir.- Dost deyince Konur sokaktaki Dost Kitabevi değil,Karanfil'deki anlaşılmalı. Aman ha, arkadaşınızı fıtık edersiniz sonra yanlış yerde bekleyip.
10. -AOÇ belediye başkanının insafına bırakıldı ya dabırakılması kuvvetle muhtemel. Bozulmadan son bir kez gidip görün.Kokoreç yiyin. Şençam köftesinden tırtıklayın. Dondurma tüketin. Çiçekçileri gezin.
- Radyo ODTÜ çok hoş bir kanaldır. Frekansı 103.1 dir.Haftaiçi sabahları modern sabahlar olur güzeldir.-
Harikalar diyarı, zart zurt gölü ankaranın tarihi yerlerideğildir. Aldanmayın.
- ODTÜ'den Bahçeli'ye giderkenki yolun ortasındaki Gökkuşağıadlı yapının ne ayak olduğunu sormayın boşuna. Bilene rastlamadım.
- Izmirliler, Istanbullular diğer bütün vatandaşlar gibikardeşimizdir ama gelip de "buranın denizi yok, akşamları dolmuş olmuyor, Istanbul'un gözünü seveyim, ne modern şehirmiş meğer "bik bik bik" diyetrip atanlar sevilmezler pek. Yoksa Istanbul, Izmir şahane şehirlerdiritirazımız yok.
- Kızılay'daki Yapı Kredi binasındaki leyleklerin niye birinin yan yan diğerinin de kanatlarını farklı frekanslarda çırparakuçtuğu üzerine kafa yormayın. Biz yorduk yararını görmedik.
-Alıntıdır-
1: Ankara'da deniz yoktur. Deniz kenarında bir kentte bir şekilde bulunmuşsan, denizi seviyorsan, Ankara'yı kısa vadede sevemeyeceksin, hiçkasma. Yine de çeneni kapa, Ankara iyi güzel de denizi yok abi beakabilinden düşüncelerini kendine sakla, bu muhabbetleri defalarca kez duymuş olan Ankaralılar pek sevecen davranmazlar, sıcak yaklaşmazlar.Baygınlık verirsiniz. Yapmayın etmeyin gözünüzü seveyim.
madde 2: Ankara'yı Istanbul ile, Izmir ilekıyaslamaya kalkmayın, bu da sevilmez, hele Izmir karşılaştırması tiksinti yaratır. Yok kordon vardı yok çiğdem vardı bilmemne..Gölbaşı'nda denize dökerler adamı allahama..
madde 3: Ankara'da kış soğuk geçer. Rüzgarıkeser, ayazı süründürür. Kalın giyinin, bere ve eldiven edinin; öğlen dışarı çıkıyorsanız ve geç saatlerde dışarda bulunmanız gerekeceksehavaya aldanmayın. Coğrafya dersinde karasal iklim için neler söylerdinizonları hatırlayın. Ya da en iyisi bir gece iliklerinize kadar üşüyün, sonra gece-gündüz sıcaklığı arasındaki büyük farklı anlayın.
madde 4: Çinçin mahallesi denilen yere gecegitmeyin. Gündüz de gitmeyin. Illa gidecem ben gezerim görürüm hoplarımzıplarım diyorsanız, en fiyakalı, en pahalı giysilerinizi giyin, telefonunuzu boynunuza asın öle gidin.
madde 5: Ankara' da deniz yoktur. Alışın..
madde 6: Elektronik malzeme, korsan cd falan arıyorsanız Kızılay'davakit kaybetmeyin, Teknosa arayıp kazık yemeyin, Maltepe Pazarı'nı öğrenin. Ben öğrenciyim abi sözünü motto bilin, her alışverişte işeyarar.
madde 7: Öğrenciyseniz, kendi evinizdekalacaksanız, bir şekilde itfaiye meydanı na gidin, dibine kadararaştırın, az parayla süper ev nasıl döşenir görün. Ya da beni çağırın göstereyim.
madde 8: Atakule'de bir halt yok, boşunameraklanmayın, Çankaya'ya sırf Atakule için tırmanmayın. Ha eğer ben illabozkır manzarası görecem edecem diyip de gidecekseniz, hemen aşağıdaki Botanik Parkına da uğrayın.
madde 9: Ankara da deniz yoktur. Deniz aramayın.
madde 10: Metro'ya girin, kaybolun, ama alışverişyapmayın.
madde 11: ODTÜ, Bilkent, Hacettepe yahut Başkentüniversitesi öğrencisi iseniz, araba almayın, otobüs ve servisi tercihedin. Eskişehir yolunun her sabah yaşadığı tıkanıkta tuzunuz bulunmasın.Sizin yüzünüzden sınava geç kalmayayım. Lütfen.
madde 12: Banliyö trenleri güvenlidir, çekinmeyin kullanın. Sincanlı ezik büzük gençlerle muhatap olmayın.
madde 13: Kaybolursanız kimseye asla ve kat'a yolsormayın. Sorduğunuz her yüz kişiden kırkı gitmemeniz gereken yönü, otuzubambaşka bir tarafı gösterir, kalan otuz da bilmiyorum abi ben buraların yabancısıyım der. Karanfil Sokak'ta Sağlık Bakanlığı nerede diyesorarsınız, adamı Kocatepe Camii'ne çıkarırlar, yapmadıkları şeydeğildir. Harita edinin.
madde 14: ODTÜ'lü değilseniz, ODTÜ kampüsüne girmeniz, Alcatraz'dan kaçmanız kadar meşakkatli bir meseledir, bunubilin. Israrcı iseniz, risk alın ve Güvenpark'tan kalkan ODTÜminibüslerinden birine binin, kampüse girişte kimlik soran görevliminibüse girdiğinde, kendinizden emin bir şekilde adamın gözlerine sen benim kim olduğumu biliyor musun bakışı atın. Işe yarayabilir. (sonrasıgelen düzenleme: ne yaparsanız yapın, gerekirse ormana dalıngirin ama kimlik diye topkek ambalajı, kupa sekizlisi göstermeyin)
madde 15: Ankara'da deniz yok. Yok ulan işte, yok!
madde 16: Ulus pek sevilen bir yer değildir. Eskimeclis binasının burada bulunması Ulus'u güzel kılmaz. Zamanlagöreceksiniz ki, Ulus'u hiçbir şey güzel kılmaz, kılamaz; olabilemez.Ulus'tan ve arka sokaklarından uzak durun.
madde 17: En popüler buluşma mekanları olanKızılay Gima'yı ve Dost Kitabevi'ni öğrenin.
madde 18: Tunalı Hilmi Caddesi demeyin. Ankaralılar -muhtemelenHilmi'nin güzel bir isim olmadığını düşünüyor olduklarından- direkman Tunalı derler. Siz de Tunalı diyin.
madde 19: Ankaragücü taraftarı çirkef vekalabalık, Gençlerbirliği taraftarı az sayıda ve enteldir. Kalabalık birAnkaragücü taraftar grubu görürseniz sakının. Laf atarlarsa karşılık vermeyin. Tek kişi bile olsa, iki dakika içersinde sürüyle adam toplayıppeşinizden koşturabilir. Büyükşehir Belediyespor'un taraftarı yoktur,olduğunu iddia eden olursa gülün geçin. Nanik yapın.
madde 20: "Boş yere ağlama, kalbini bağlama, Ankara kızlarına" şarkısını öğrenin, sık sık söyleyin.
madde 21: Ankara'da en güzel mevsim sonbahardır.Tadını çıkarın.
madde 22: Trafikte taş düşemez ama milletvekiliçıkabilir. Kırmızı ışıkta sizi bekletebilir. Hazırlıklı olun.
madde 23: Gazi üniversitesi'nin IIBF dışındaki bir fakültesinegidecekseniz temkinli olun, eli tespihli takım elbiseli tiplerle saçınız,sakalınız, küpeniz üzerine bir konuşma yapmaya hazır olun. Adamlarla papaz olmayın.
madde 24: Gece ondan on birden sonra sokaklardakimseciklerin kalmaması normaldir, kimyasal bomba neyim atılmamış,insanlar sığınağa kaçarcasına bir anda ortalıktan kaybolmamışlardır,olağan bir durumdur bu. Sakin olun, panik yapmayın.
madde 25: Cadde ortasında düğün dernek görürsenşaşırma, bilmediğin Ankara havalarında da oynama. (bkz: düz oyun) (bkz:kaşıklı oyun) (bkz: okuntu)
3. Nerede olursanız olun aşağıya doğru indiğinizde Kızılay'a çıkarsınız. Pek çok yere yürüyerek gidebilirsiniz, kaybolmak gibi birşansınız yoktur, bunu unutmayın. "Aha nerdeyim lan ben?" dediğinizdeUlus'tasınızdır, panik yapmaya gerek yok, Bentderesi'ne doğru gitmediğinizden emin olduktan sonra, hızla metroya ulaşabilirsiniz,müzelerin biraz aşağısındadır. Büyük Tiyatro'yu sorup, entel görünümünegirmeyin, Itfaiyeciler Çarşısı'nı sorun, kimse sizi kandırmasın. Samanpazarı da olabilir. Ulus dışında Ankara'da hiçbir yerde absürd birdurumla karşılaşmazsınız. Etrafınızda, gözünüzü nereye çevirdiyseniz birrobocopa çarptıysa Kızılay'dasınız demektir., Eylem yapılacak anlamındadır bu. Korkmayın. Yine, bir avuç eylemci için 4 otobüs robocop,çevik kuvvet inmiştir. "Bu kadar polisi nereye göndersin kardeşim budevlet?!" mantığıyla öyle bakınır dururlar o polisler. Sonra SSK Işhanı ve Sakarya alkol mekanlarıdır. En berbat birahanelerden tutun meyhane veclub ortamlarının hepsi vardır oralarda. Ankara'da güz bambaşkadır.Özellikle, kalabalığı seviyorsanız, Yüksel caddesinde, tenhalığı seviyorsanız, Bahçeli 7. cadde hariç her caddesinde ve Tandoğan'ın ara sokaklarında turlarsanız, bir aylığına bu şehrisevebilirsiniz belki. Onun dışında bürokrasi hemen her zaman kendisinihissettirir de bir tek Sakarya caddesine uğramaz gibi gelir bana.
4. Ankara melankoliktir, ekim güzeldir. (bkz: 22 yıldır bu şehriyaşayanlar için Ankara)
5. Ankara'ya geldik Laila' ya gidelim diye gazlara geldiyseniz 1şişe viski için 300 milyon, bir bira için 20 milyon gibi fiyatlara hazırlıklı olun. Armada ile Migros alışveriş merkezi eşittir ama Migrosalışveriş merkezi biraz daha eşittir. (bkz: mudo) Bilkent'e yolunuzdüşerse Marakesh'e uğrayın. Metroya binerken her zaman ve her zaman, mutlaka inenlere yol verin. Inen ve binenlerin toplu çemkirmelerine maruzkalmayın. Metro ve Ankaray'ı karıştırmayın. Ikisi de Kızılay'da kesişir;Ankaray Aşti'ye gider, metro ise Akköprü* ve Batıkent tarafına. Kar-buz çok olur lütfen dikkatli adımlarla yürüyün.
6. Ankara'daki yürüyen merdiven adabında acelesi olmayan vatandaşsağda dursun diye bir kural yoktur. Yürüyen merdivene bineceksenizyürümeyin, durun zira merdiven zaten sizin için yürümektedir.
7. Kavaklıdere, Ayrancı mevkilerine belediye otobüslerinebindiğinizde fark edeceksiniz ki otobüsün yaş ortalaması 65-70civarlarındadır. Korkmayın takım elbiselerle otobüse binmenize gerek yokherkes öyle biniyor diye.
8. Genelkurmay önünde ayakkabınızı bağlamak üzere durmayın. makinalıtüfek doğrultuyorlar. (bkz: biz burda yabancıları sevmeyiz)
9. - "Hocam"a alışın, bu lafı duyunca kendinizi hoca gibihissetmeyin. Bir Ankara klasiğidir, özellikle üniversite kampüslerinde güvenlik görevlileri öğrencilere, taksi şoförleri güvenliğe, büfecilerbüfecilere, kısaca herkes herkese hocam der. Ayrıca taksi şoförüüniversiteli olduğunuzu anladığı anda hocam diye hitap eder size. Hocadeğilsiniz, Ankaralısınız.
- Eğer yere tükürür veya otobüste yellenirseniz kimse birşeydemez, ama ters yöne girerseniz ya da yanlışlıkla metronun inmeplatformundan binerseniz (ki Ankaray'dan Metro'ya geçecekseniz tüm oklarinme platformunu gösteriyor) küfür yersiniz. Garip prensipleri olan birşehirdir.- Dost deyince Konur sokaktaki Dost Kitabevi değil,Karanfil'deki anlaşılmalı. Aman ha, arkadaşınızı fıtık edersiniz sonra yanlış yerde bekleyip.
10. -AOÇ belediye başkanının insafına bırakıldı ya dabırakılması kuvvetle muhtemel. Bozulmadan son bir kez gidip görün.Kokoreç yiyin. Şençam köftesinden tırtıklayın. Dondurma tüketin. Çiçekçileri gezin.
- Radyo ODTÜ çok hoş bir kanaldır. Frekansı 103.1 dir.Haftaiçi sabahları modern sabahlar olur güzeldir.-
Harikalar diyarı, zart zurt gölü ankaranın tarihi yerlerideğildir. Aldanmayın.
- ODTÜ'den Bahçeli'ye giderkenki yolun ortasındaki Gökkuşağıadlı yapının ne ayak olduğunu sormayın boşuna. Bilene rastlamadım.
- Izmirliler, Istanbullular diğer bütün vatandaşlar gibikardeşimizdir ama gelip de "buranın denizi yok, akşamları dolmuş olmuyor, Istanbul'un gözünü seveyim, ne modern şehirmiş meğer "bik bik bik" diyetrip atanlar sevilmezler pek. Yoksa Istanbul, Izmir şahane şehirlerdiritirazımız yok.
- Kızılay'daki Yapı Kredi binasındaki leyleklerin niye birinin yan yan diğerinin de kanatlarını farklı frekanslarda çırparakuçtuğu üzerine kafa yormayın. Biz yorduk yararını görmedik.
-Alıntıdır-
1 Şubat 2010 Pazartesi
Sivas Olaylarıyla İlgili
Sivas olaylarıyla ilgili bilinmeyenler:
-Pir Sultan Abdal Kültür Şenlikleri önceden Yıldızeli'nin Banaz köyünde yapılırdı(Pir Sultan Abdal'ın doğduğu yer).1993 yılında Kültür Bakanının taviziyle Sivas'ta Kültür Merkezi'nde yapılmasına izin çıktı.(Çiller-Erdal İnönü koalisyonu hükümeti)
-Aziz Nesin Sivas Kale Cami'nin önünde Şeytan Ayetleri kitabını imzalayıp halka dağıtmış,tepkilere rağmen kitabın çoğaltılmasına devam edilmiştir.(Annem gözüyle görmüştür Aziz Nesin'in imzaladığı kitabı)
-Olayın olduğun gün Malatya ve Ankara plakalı onlarca araç ve otobüs Sivas'ta görülmüştür.
-Tepki çeken çeşitli olaylar sonunda toplanan insanlar ellerinde Amerikan bayraklarıyla yürüyüşe başlamışlardır.Bunun üzerine Aziz Nesin ve diğerleri Kale Cami'den kaçıp topluluğun zıt tarafta olan Madımak Oteli'ne sığınmıştır.Topluluk Madımak Oteli'nin önüne gelerek gösteriye başlamış,polis ve jandarma bu gösteri karşısında hiç birşey yapmamış sadece izlemiştir.Yeterli asayiş gücü yoktur.
-Saat 18:00'e kadar topluluk otele karşı bir müdahalede bulunmamıştır.18:00'de Devlet dairelerinden çıkan memurlar da "Ne oluyor" diye olayın bulunduğu yere gelmiş kalabalık artmıştır.Provakatif olayların son fitili olarak bir grup piyon kaldırım taşlarını sökerek otele atmaya başlamış,polis ve jandarma yine gerekeni yapmamış sanki büyük yerden emir gelmiş gibi müdahalede bulunmamışlardır.Sivas Halkının otoriteye uyan bir yapısı vardır,eğer otorite sağlanmış olsaydı olaylar olmazdı.Piyonların biri oteli ve önündeki araçları göz göre göre televizyonların önünde benzine vermiş ve yangın başlamıştır.Onlarca yıldır şehirde yaşayan memurlar olaylardaki piyonları daha önce görmediklerini söylemişlerdir.
-Otelin arka tarafında Büyük Birlik Partisi'nin binası vardır.Aziz Nesin'i Büyük Birlik Partili vatandaşlar kurtarmıştır.(Yalan diyen gitsin Sivas'a o günleri yaşayanlarla konuşsun,öyle yanlı yayınlardan masallar okumasın)Muhsin Yazıcıoğlu'na bok atanlar anlaşılan tarihi tam bilmiyorlar.
-37 tane insan evladı yanarak can vermiş geriye Cumhuriyet Şehri Sivas'a atılan çamur kalmıştır,yananlardan Sivaslı olanlar vardır(örn:Muhlis Akarsu).Olaylarda başrol oynayanlar ortadan kaybolmuş çekilen fotoğraflarda gözüken olaylarla ilgisi olmayan sadece o anda orada bulunan masumlar onlarca yıla mahkum olmuşlar idamla yargılanmışlardır.
Burda yazılanları bizzat 1955 doğumlu 2005 yılına kadar sürekli Sivas'ta yaşayan babam ve 1964 doğumlu annem aktardı.
Göz göre göre Sivas'ın adının kirletilmek istendiği aşikar.Bu olayları Sivas'a ve Sivaslıya maletmekten vazgeçin.
-Pir Sultan Abdal Kültür Şenlikleri önceden Yıldızeli'nin Banaz köyünde yapılırdı(Pir Sultan Abdal'ın doğduğu yer).1993 yılında Kültür Bakanının taviziyle Sivas'ta Kültür Merkezi'nde yapılmasına izin çıktı.(Çiller-Erdal İnönü koalisyonu hükümeti)
-Aziz Nesin Sivas Kale Cami'nin önünde Şeytan Ayetleri kitabını imzalayıp halka dağıtmış,tepkilere rağmen kitabın çoğaltılmasına devam edilmiştir.(Annem gözüyle görmüştür Aziz Nesin'in imzaladığı kitabı)
-Olayın olduğun gün Malatya ve Ankara plakalı onlarca araç ve otobüs Sivas'ta görülmüştür.
-Tepki çeken çeşitli olaylar sonunda toplanan insanlar ellerinde Amerikan bayraklarıyla yürüyüşe başlamışlardır.Bunun üzerine Aziz Nesin ve diğerleri Kale Cami'den kaçıp topluluğun zıt tarafta olan Madımak Oteli'ne sığınmıştır.Topluluk Madımak Oteli'nin önüne gelerek gösteriye başlamış,polis ve jandarma bu gösteri karşısında hiç birşey yapmamış sadece izlemiştir.Yeterli asayiş gücü yoktur.
-Saat 18:00'e kadar topluluk otele karşı bir müdahalede bulunmamıştır.18:00'de Devlet dairelerinden çıkan memurlar da "Ne oluyor" diye olayın bulunduğu yere gelmiş kalabalık artmıştır.Provakatif olayların son fitili olarak bir grup piyon kaldırım taşlarını sökerek otele atmaya başlamış,polis ve jandarma yine gerekeni yapmamış sanki büyük yerden emir gelmiş gibi müdahalede bulunmamışlardır.Sivas Halkının otoriteye uyan bir yapısı vardır,eğer otorite sağlanmış olsaydı olaylar olmazdı.Piyonların biri oteli ve önündeki araçları göz göre göre televizyonların önünde benzine vermiş ve yangın başlamıştır.Onlarca yıldır şehirde yaşayan memurlar olaylardaki piyonları daha önce görmediklerini söylemişlerdir.
-Otelin arka tarafında Büyük Birlik Partisi'nin binası vardır.Aziz Nesin'i Büyük Birlik Partili vatandaşlar kurtarmıştır.(Yalan diyen gitsin Sivas'a o günleri yaşayanlarla konuşsun,öyle yanlı yayınlardan masallar okumasın)Muhsin Yazıcıoğlu'na bok atanlar anlaşılan tarihi tam bilmiyorlar.
-37 tane insan evladı yanarak can vermiş geriye Cumhuriyet Şehri Sivas'a atılan çamur kalmıştır,yananlardan Sivaslı olanlar vardır(örn:Muhlis Akarsu).Olaylarda başrol oynayanlar ortadan kaybolmuş çekilen fotoğraflarda gözüken olaylarla ilgisi olmayan sadece o anda orada bulunan masumlar onlarca yıla mahkum olmuşlar idamla yargılanmışlardır.
Burda yazılanları bizzat 1955 doğumlu 2005 yılına kadar sürekli Sivas'ta yaşayan babam ve 1964 doğumlu annem aktardı.
Göz göre göre Sivas'ın adının kirletilmek istendiği aşikar.Bu olayları Sivas'a ve Sivaslıya maletmekten vazgeçin.
4 Ocak 2010 Pazartesi
Sevmeyecek Miyim?
Yeni yılın ilk şiirini kardeşim Emin Erdoğan'dan yazıyorum.Şiir yazmaya ondan görerek hatta ondan özenerek başladım görüyorum ki o beni çoktaan geçmiş ben hala aynı yerde Lise 3te kalmışım.
Sevmeyecek Miyim?
Sonunda bende kaybetmeyecek miyim?
Hem neden koşuyorum ki mutluluğa,
Elbet bir gün bende düşmeyecek miyim?
Yalnızları oynamak varken karanlıkta,
Hem daha güzelken aşk bir başına,
Terk edilme korkusu olmadığında,
Boş kaldırımlarda çürümeyecek miyim?
Hadi git şimdi diyecek sevgili,
Baktığım her duvar diğerinden daha kirli,
Uğruna ağladığım, canım gibi sevdiğim biri,
Adım adım uzaklaşırken köşeye çekilmeyecek miyim?
Sağanak bir yağmurun altında,
Gözyaşlarım vururken kaldırıma,
Bu son, bu son deyip her defa,
Yine bir masala kapılıp gitmeyecek miyim?
Heyhat, her rüya bitecek bir gün,
Issız sokaklara doğru kalplerden sürgün,
Çaresiz gezerken bedenim bir sokakta ve bir gün,
Azrail’e bir selam verip karanlığı sevmeyecek miyim?
Şehzade
Kaydol:
Yorumlar (Atom)